FATMA ZEHRA AKYİĞİT
“…Sonra günah ne ki demeye başlar insan, Allah muhafaza” demişti Felsefe Tarihi hocamız.
Hangi filozofun hakikat sevgisi yolundaki meşhur sözlerinden, hangisini açıklıyorduk hatırlamıyorum fakat bu cümle şiddetli bir şefkat tokadı gibi çarpıverir zaman zaman zihnime.
“Günah ne ki demeye başlar… ”
“Günah nedir?” in terim anlamdaki cevabını kime sorsanız bilir muhtemelen. Fakat “Senin dünya ve ahiret huzurun için günahtan sakınmanı emreden Allah’a ve O’nun Rasulü’ne olan yakınlığın ziyadeleşsin diye, hakiki kulluğu aramaya gayret etmeye niyetin var mı yüreğinde?” sorusunu sorsanız…
Eminim var. Var ki şu an buruk gönlümüz. Tesellimiz, Fatiha-i şerifeye imanımız. Hüznümüz, niyetimizin üstüne gölge eden nefsimizden muzdaripliğimiz…
“Ne büyüksün nefis! Lâkin fazla mağrur olmayasın, senden büyük, en yüce ve en büyük Allah (c.c.) var! Kibrin kime? ” diyesimiz geliyor, tövbelerimiz imanımızı cilâladıkça.
“Günah ne ki… ” öyle mi?
“Günah… ”
Ey nefsim, dinle beni!
Niyet’in peki, her nefesine kıvılcım olup düşüyor mu da dizlerine aramaya gayret için takat gelsin diye öylece bekliyorsun?
30 Temmuz 2021 Cumartesi
