FATMA ZEHRA AKYİĞİT

Kırılmaları vardır çizgilerin suya girince, yanılsamaları zihnin bakışlar uzaklaşınca…
Yaklaşmak gerek bazen görebilmek için birliği, tamamlamak gerek bir yüzün yarım kalan dudaklarını diğer yüzün yarım bakan gözleriyle. Anlamak gerek her parçasıyla insan yüzünü, onu saran suyun kavrayışıyla.
Kaçıyoruz ya bazen aklımızca çırpınıyoruz boğulmak korkusuyla  suya meydan okuyoruz ve dağılıyor her yana yarım kalmışlıklarımız…
Öyle değil aslında, durmalı ve nefes almalıyız sadece; aynı ruhun kokladığı havayla yaşıyoruz. Ölsek de aynı cesediz tüm parçalarımızla. Dirilsek, hesabı bile “bir” vereceğiz. Peki hangimiz? Tüm kimliğiyle yüzümüzün, melek ya da hayvan değil belli ki, biz neyiz? “İnsan”lığımızı benimsemeden daha aşağıyı ya da daha yukarıyı idrak edebilir miyiz? Düşsek boşvermişlik yakalar kalksak sinsice kibir… Bulunduğumuz yerde tek parça kalabilmeyi başarabilsek belki de; düştüğümüzde affedebiliriz kendimizi ve kalktığımızda destek çıkar kendimize, yürürüz daha ileriye. Allah cc kul dediyse insana, önce insan olarak varlığımızın farkına varıp bunun için şükretmemiz gerekmiyor mu?
İnsan cinsiyiz işte, (cismiyiz demeli miyim?) arazlara takılmaktan kendimizi göremiyoruz.
Bugün baktığın aynada gördüğün yüzünün hangi yarısı çirkindi?
Değil, bugün de insansın ve iyisin.
Yürüyebilirsin, yol önünde.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin