FATMA ZEHRA AKYİĞİT
Hiç kimsenin okumayacağı bir mektup bu. Adresi olmayan… Çocukluğumda kalan, anlam veremediği tüm kötülükleri dahi iyi bir niyete yoran masum kalbime duyduğum özlemle, sadece yazıyorum. Kulaklığımda Ericca Jennings-Its a lovely day. Bu şarkıyı bilmem hangi duyguyla yazdı söyledi seslendiren bilemem ama sevmek… Sanırım yeniden sâf bir masumiyetle sevmek istiyorum herkesi ve her şeyi. Kötülüğü sevmem elbet, fakat kötünün de iyiliği sevmesi için dua ederim tıpkı… Tıpkı çocukluğumdaki gibi.
Nasılsa kimsenin okumayacağı bir mektup bu. Belli bir kurala göre yazmaya da lüzum yok. İçimden klavyeye ne düşerse… Kalemler eşsiz parmak izlerimiz olmuşken de yazmak daha farklı oluyor. Kağıdın yanağında salına salına gezinen kurşunun sesi duyulmuyor tabi şehirlerin üstünden sessizce uçup göçen kuşlarınki gibi. Mütemadiyen hızlıca yetişmeye çalıştığım şeylere giderken, başımı kaldırıyorum göğe. Öylesine bir sükûnetle süzülüyorlar ki maviliğin göğsünde, sanırsınız gökyüzü onların ana kucağı. Fakat cıvıltılarını duyamıyorum yaylamızdaki ağaçların dallarında kıkır kıkır gülenlerinki gibi. Şehir, kısmış buradakilerin sesini. Hadi gökte değil, yerde yem ararken bile susuyorlar. Peki ben?
Neden çıkmak istemiyor sesim, penceremden dışarı? Nefesim kâh tıka basa doluşuyor ciğerlerime kâh zerresi kalmayıncaya kadar bitiyor. Yine de saklanmak istiyor sesim titreyerek içimin soğuk duvarlarına yaslanmış vaziyette, dizlerini bağrına çekmiş de ürkekçe ağlayan bir sokak çocuğu gibi… Oysa herkes ne de güzel konuşuyor. Ne kadar güzel kelimeler biliyor ve nağmelerce söylüyorlar onları ilgiyle dinleyen kulaklara. Gönüllere bile dokunabiliyorlar bir tınısıyla bam telinin.
Belki yine beklentisizce ve dualarca, sâf bir sevgiyle sevebilirsem… Nefsime dokunsun dokunmasın, aldırmadan, gerçek bir dost gibi tüm yaramazlıklarına rağmen içindeki savunmasız “yeni doğmuşluğa” sarılıp sevsem insanları, en zor zamanları, en hazin mekânları da… Belki o zaman daha güzel olur bir şeyler. Gözlerim yeniden görmek ister, sesim yeniden dokunmak ister bir kalbe, parmak izlerim yeniden anlatmak ister içinde ne varsa ne yoksa, omuzlarım yeniden doğrulmak ister, şu göklerin uzak diyarlardaki denizlerin yağmurların dağların havası dolup dolup boşalmak ister ciğerlerimi ferahlatmak ister yeniden…
Yeniden bir çocuk gibi tertemiz olsa niyetlerim, sevgim, iyiliklerim, öyle hesapsız kitapsız… Değişir mi bir şeyler?
Ha, tek başıma sevebilsem… Her şeye rağmen. Güç yeter mi? Ben de ne diyorum. Güç dediğin de hesap kitap değil mi? Yetsin yetmesin, aldırmadan, HOŞça görebilir, tadabilir, dokunabilir, koklayabilir, duyabilir, hissedebilir, anlayabilir miyim bir şeyleri? HOŞça kalmayı da HOŞça gitmeyi de başarabilir miyim?
Polyannacılığa başladın yine diyorlar bana. Fark var. Polyanna bir çocuk. Ben, çocukluğun dünya bulaşmamış sâflığına özlemle, kimsenin okumayacağı bu mektubu yazan biriyim. Bir ihtiyar gönül, bir hayata henüz atılmış genç, ne denirse artık.
Şu anda bunları yazıyorum. Fakat biliyorum, değişir insan zaman ve mekân… Ben de değişirim zannımca. Yaramazlar uslanır, henüz toy olanlar büyür nihayetinde. Kızma çocuklara. Bu mektubu okumayan hiçkimse, sana diyorum, senden rica ediyorum, KIZMA ÇOCUKLARA.
