Islık çalıyor gece

Rüzgâr kapıları yokluyor

Bir uğultu olmuş sessizlik

Gök kara, bulutlar bulanık

 

On yıllık ampul yorgun

Son demleri ışığının

Kedi mırlıyor sobanın yanında

Tavana yansımış ateşi çam odunun

Birazdan diner fırtına

Yerini bırakır yağmura

Hep böyledir çünkü

 

Ne gelen ve ne de giden

Gürlüyor gök

Sanki öfkeli rüzgâra

On yıllık ampul söndü şimdi

Uyandı kedi

Yalandı önce

Gerindi

Kalktı

Sobanın aydınlattığı tavan

Sararmış tütün dumanından

 

Masada küllük duruyor hala

Adıyaman tütününün cenazesi kokuyor

Kedi çevik

Masanın üzerinde

Nereye, neye bakıyor kim bilir

Tarağı kokluyor

Aşağı attı

Küllüğü de gönderdi arkasından

Pencereye vuran yağmur sesine karıştı ses

 

Bir cüzdan

Siyah ve eskimiş

Pembe burnu geziniyor üzerinde

Yok

Burada da değil

Yavaşça itiyor aşağıya masadan

Çıt bile çıkmadı

İki büklüm halinden kurtuldu

Sere serpe açıldı yerde

Yorgun ampul göz kırparak yandı tekrar

Cüzdan boş

Kimlik ve saman kâğıdına yazılmış bir cümle

Okuması yok kedinin

Miyavlıyor sadece

 

Yan odada bir adam

Boş cüzdanın ağırlığında ezilmekten yorgun

Dünden kalan yarım ekmek

Sekiz günlük süt

Plastik tabağa doğrayıp koymuş

Kapının önüne

Yarın akşama kadar yeter herhalde

 

Kemeri sarkıyor alnının karşısında

Tabure bilmem kaç yıllık

Ayakları titremiyor

İçi sadece

 

Yerden iki karış yukarıda

Ayakları sallanıyor

Gözü kapıda

Elleri yumruk

Kapı aralanıyor

Kedi

Miyav

Kemer kopuyor

Sırtüstü yerde yatıyor şimdi

Kedi göğsünde

Yanağını yalıyor adamın

 

Diğer odada boş cüzdan

Burada kedi ve adam

Yatıyorlar

Kedi duyuyor sadece

“Affet oğlum

Varsın boş kalsın cüzdanım

Senle, ben

Dolu dolu

Yaşayacağım!”

Kedi

Miyav.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin