İBRAHİM ŞAHİN
Tık. Tık. Tık. Ben geldim yârenim; Yüreğim dopdolu geldim yine; yepyeni bir kafa karışıklığı ile kapındayım işte sevgili yârenim,
Her zaman olduğu gibi varıp kapısına dayanacak, içimi dökecek, beni sabırla dinleyecek, kınamayacak, sorgulamayacak, yaralarımı kanatmak yerine sarmayı yeğleyecek bir can düşündüğümde sen düştün ilkin aklıma ve topladım sızılarımı geldim yürek kapına…
Sevgili yârenim, lütfen aç yürek kapını bana, yüzündeki o umut ve huzur veren tebessümü esirgeme bu aciz dosttan çünkü ben seni bu dünyada olduğu gibi ebedi zaman ve mekanlarda da sevdikleri ve sevenleri arasında, razı olduğu kullar arasında nasiplendirerek seni bana yâren kılsın, karşılıklı kurulmuş cennet sedirleri üzerinde koyu bir muhabbeti de nasip eylesin Mevla’m diye yâren edindim kendime.
Biliyor musun sevgili yârenim; yine kafam allak bullak, yine sevinç ve hüzün, ümit ve endişe, köşe kapmaca oynuyorlar, yine yaramaz çocuklar gibi kurcalayıp duruyorlar aklımı.
O kadar nedenler ve niçinler var ki içinden çıkamadığım, gelgitleri arasında alabora olmama ramak kalan. Bunları seninle paylaşmak belki de can simidi olacak bana.
Sevgili yârenim içinde bulunduğumuz nadide iklimi anlamak istiyorum; orucun neden farz kılındığını idrak etmeye çalışıyorum ama heyhat kafamda deli sorular rahat bırakmıyor beni. Sahi sevgili yârenim nedir sence oruç tutmanın emredilmesindeki hikmet?
Yüce Allah kullarının aç kalmasından, hem de koskoca bir ay buna devam etmelerinden zevk mi almaktadır hâşâ, yoksa bize öğretmek istediği bir şey mi var?
Geçenlerde bir kardeşimin Ramazan kutlaması metninin başına “Ey oruç tut beni!” yazdığını okumuştum. İlk bakışta içi boş edebi bir söyleyiş gibi gelmişti ama tefekkür edince ne kadar derinlikli bir söz olduğunu fark eder gibi oldum sanki.
Öyle ya; neydi tutmak? Alıkoymak, engellemek, muhafaza etmek ve benzeri anlamlar taşıyan bu kelime ve oruç yan yana yani “Oruç tutmak” ne anlam ifade edebilirdi?
Düşündüğümde, insan iradesini nefsin, heva ve hevesin etkisinden kurtarıp, ona doğru akışını tutarak bir arınma seferine çıkarmanın özgün bir ifadesi gibi geldi bana oruç tutmak.
Peki ya ben, nefsimin ifsat edici fısıltılarının, bir nefesimin bile sahibi olamayışımdaki acziyetimin farkında mıydım ve orucum arzularıma doğru akışımda beni tutabiliyor muydu?
Siyasi, sosyal ve kültürel olaylar üzerinde fikir yürütmek, görüş belirtmek ve benzeri durumlarda denge ve adalet duygusunu muhafaza edebilme hususunda orucum beni tutabiliyor muydu yoksa üstün gelme, haklı çıkma duygusu idrakimi bağlıyor muydu hâlâ?
I ıh! Heyecan ve ön yargılarım çekici gösteriliyor, dilimin şirazesi gıybet, iftira, dedikodu alanlarına doğru kayıyordu çoğu zaman! Oruç savrulmalarıma engel olamıyor, çalkantılarımı dindiremiyor, heyelanlarımın önene geçemiyordu bu hâliyle, yani beni tutamıyordu! Rabbimin her şeyin sahibi olduğu ve verdiği her nimetin emanet olduğu duygusunu ne kadar idrak edebiliyordum?
Oruç tutmak maksadıyla aç ve susuz kaldığım zaman dilimlerinde ekonomik olarak kıtlık ya da yoklukla sınanan insanların durumu, iftarda ya da sahurda ne yiyecekleri aklıma düşüyor muydu hiç, bunun için bir adımla da olsa fiili duâ gerçekleştirebiliyor muydum?
I ıh! Varsa yoksa iftarda neler yiyeceğimin hayaliydi aklımı meşgul edip duran ya da hangi varlıklı akrabamı veya komşumu ağırlayacağımdı iftar sofralarımda.
Oruç, aç ve ihtiyaç sahibi insanların halinden haberdar olmayı idrak etmem, bunun için bir şeyler yapmam gerektiği düşüncesinin olması gerektiği dengede tutamıyordu beni…
Ya iftar davetleri, icâbet ettiğim mükellef iftar sofraları, sofralarım?!
Ya Oruç sebebiyle aç ve susuz kalışlarımın haddimi ve kendimi bilmem anlamında nefsim üzerinde yeterli etkisinin olamayışı?
Haddini bilmekten uzak arzularım, heveslerim, aczimi bilemeyişim, idrak edemeyişim, yâni orucun bütün bir rahmet ve hikmet nidâlarına rağmen beni tutmakta çâresiz kalışı?!
Ya baştan sona bir fikir, zikir ve şükür seferi olması gereken, Kur’an ile hemhal olmak, namaz, niyaz, yardımlaşma, ziyaretleşme ve muhabbetler ile manevi zenginlikler kazanmak için nâdide bir fırsat ayı olan Ramazan-ı Şerif’in bereketinden kendimi mahrum bırakışım?
Ya idrak, rahmet ve bereket ayı ramazanı bir oyun ve eğlence karnavalına dönüştürmeye çalışan zihniyetlerin bu mübarek iklimi eğlencelerin, konserlerin kucağında eritmeye kalkışmasını takdirle karşılamam gerektiği fısıltıları nefsimin? Ya buralarda çarçur edilen değerlerle kaç tane daha fakirin sofrasını ve gönlünü şenlendirebileceğimiz gerçeğini hiç aklıma getirmeyişim, yâni beni tutamayışı karşısında mahzun kalan orucun hâli pür melâli!?
Ya açlık, susuzluk, nefis terbiyesi, kendimi tanımak ve rabbimi tanımak, tüm nimetlerin sahibinin Allah olduğu bilincini kuşanmak anlamındaki idrakler ile ilgili olarak çöl gibi çorak, taş gibi katı ve ölü gibi duyarsız kalışlarım?!
Ya midem oruç tutarken dilimin alabildiğince insan eti çiğnemesi; gıybet ve dedikodularım, bilmediğim işler ve olaylar hakkında ileri geri konuşmalarım, insani ve islâmi anlam ve alanlarda haddi aşmalarım?! İşin doğrusu bütün bunları ve daha sayamadığım nice zâfiyetlerimi alt alta koyduğumda benim orucu gereğince tutamadığım gibi orucun da beni tutmakta, heveslerimin ardınca savruluşlarımı engellemekte âciz kaldığının farkına varıyor, bundan dolayı Rabbimin Rahmet ve merhamet kanatları altına sığınmaktan başka bir çare bulamıyorum sevgili yârenim…
Tamam, içini kararttım biliyorum. Ama maalesef yüzleşmekten kaçındığım, başkalarına göstermediğim ve hatta kendimden bile saklamaya kalkıştığım gerçeğim bu!
Düşünüyorum da, bunları görmezden gelerek kendimi kandırabilirim sadece.
Her şey çok güzel gidiyormuş gibi tablolar çizerek seni kandırabilirdim aslında. Ama on bir ay yılkıya bırakırcasına terk ettiğim farz namazlarımın ruhum üzerinde bıraktığı psikolojik ezikliğin üzerini teravihlerle kapatabileceğim anlamındaki tatmin seanslarım ve bunların bayram ile birlikte yine unutulmuşluğa terk edileceği gerçeğini unutamamak anlamındaki orucun beni tutamadığının canhıraş çığlıkları susmak bilmiyor ki sevgili yârenim.
Eğer gözümü yummakla bütün bu olumsuzluklardan kurtulmam mümkün olsaydı ömür boyu kör olmayı yeğlerdim inan can dostum.
“Ey can dost! Her şey bitmiş de değil; bundan sonraki zaman dilimlerinde orucun seni tutmasına izin vererek, bayrama bu idrak ile kavuşmayı başarabilirsin, işte o zaman senin tutabildiğin ve onunda seni tuttuğu bir oruç ile erişirsin bayramın sevinç iklimine” dediğini duyar gibi oluyorum şu an.
Şu an gözlerimi kapattım ve “Allah hiçbir kuluna gücünün yetmeyeceği bir şeyi teklif etmez sevgili yârenim, etmişse güç yetirebileceğimiz bir ibadettir oruç. Haydi, bir ihlas seferi başlatalım birlikte ve orucun bizi tutmasına izin verelim bile isteye, inanarak ve mutlaka gerçekleşeceğini umarak.” dediğini dinliyorum…
Ve diyorsun ki bana, “Rabbimiz bizi bize hayır vesilesi olarak kardeş ve dost kılmıştır, o halde her tökezlediğimiz yerde dostluk ve muhabbet duygularıyla dokunalım yüreklerimize birbirimizin, göreceksin bizleri birbirimize dost ve velî kılan, kardeş kılan rabbimizin yalnız ve umutsuz koymayacacaktır bizi.” Âmenna ve Saddagnâ sevgili yârenim. Elhamdülillah, iyi ki varsın ve iyi ki yâren kılmış Rabbim bana seni… Muhabbetler bohçalıyorum sana. Gelecek Cum’a yeniden buluşabilmek ümit ve duasıyla seni Rabbime emanet ediyor, orucun tuttuğu bir can olarak kavuşmayı diliyorum. Yârenin. 9-4-2022 Cuma
