NEFESİ (ORHAN ÖZER)

Belki de başlığın çok sert ve ağır bir itham olduğunu düşünenler ve de bana kızanlar olacaktır. Hani haksız da sayılmazlar. Hatta diyebilirler ki, “Şu mübarek Ramazan ayında ne gavurluğudur?”

Öyle ya ramazan denince akla gavur/luk değil de Müslüman/lık gelmesi gerekmez mi? Gerekir… Gerekir tabi de… Şu gavurluk olmasa.

Yazık günah değil mi bu millete, Allah aşkına reva mıdır? On bir ay hasretle, özlemle beklerken sultanın yolunu…
En iyi şekilde nasıl ağırlarız, acaba hürmette kusur işler miyiz? Bizden memnun kalacak mı? Kaygısını güderken…
Hani olur ya biz razı edemez isek misafirimizi (sultanı) belki onların hatrına bize de teveccüh buyurur da giderken de hoşnut gider umuduyla uzak yakın gözetmeksizin akrabanın, eşin dostun, kolu komşunun hele hele fakir fukaranın gönlünü almaya, rızasını kazanmaya çalışırken…
Yani bizler bu kadar ince eleyip sık dokurken…
Her şey bir tarafa bir hevesimiz bir neşemiz var.
Sultan geliyor sultan…
Yahu niye hevesimizi kursağımızda koyuyorsunuz?
Niye neşemizi, sevincimizi hüzne çeviriyorsunuz ki?
Bu gavurluk yapılır mı? Ben değil de siz deyin.

Şimdi diyeceksiniz ki tutturdun bir gavurluk gidiyorsun da…
Hele bize de söylesen de biz de bilsek kim veyahut kimler ne gavurluk yapmış.
Söyleyeyim söylemesine de nerden başlasam bilemedim ki. Ama yine de deniyeyim.

Yaklaşık yüzde doksanı müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Ve de sözümona müslüman bir toplumuz. En azından dışarıdan öyle gözüküyor. Gözüküyor diyorum. Çünkü, zahirde değil de gerçekte, özde bir müslüman toplum olsaydık, daha doğrusu kabul ettiğimiz İslam dininin gerek sosyal ilişkiler gerekse ticaret başta olmak üzere genelinde işimize geldiği gibi şahsi /maddi çıkar doğrultusunda değil de dinimizin ahlak kuralları çerçevesinde yaşamış olsaydık hiç bu kadar gavurluk olur muydu?

“Elhamdülillah, Müslümanız” diyoruz sorulunca fakat her Ramazan öncesi pazar fiyatlarını yükselten ne hikmetse yine biz Müslümanlarız. Tabi bununla da sınırlı olsa iyi…
Deprem olunca kiraları, vürüs olunca gıda fiyatlarını artıran, bayram öncesi giyime, okul öncesi okul kıyafetine vs. artış yapan sanki biz müslümanlar değiliz. Tabi bunlar aklıma gelenler. Yoksa akaryakıtı var, stokcusu var… Yani sizin anlayacağınız var da var.
Ama ramazan gelince de başımız secdeden kalkmaz, güya zekat sadaka gibi hayırda yarışız.
Yarışırız da neye yarar zaten on bir ay yemişiz yetimin, öksüzün, fakir fukaranın hakkını.
Kepçeyle hatta tencere kazanla aldığımızı kaşıkla mı dağıtacağız? Üstelik evvelinden çeşitli yollarla çaldığımız haklarını kendi hakkımızmış gibi…
Kaf dağından kar bağışlar gibi…
Sonra da cömert, ibadetkâr, yardımsever kısacası dini bütün biri oluyoruz güya.
Sanki bütün gün aç kalmayla oruç tutmuş oluyoruz. Oruç bizi tutmuyorsa aç kalmışız neye yarar?
Bu on bir ay gavurluk bir ay Müslümanlık değil de nedir?

Şimdi efendim sudan sebeplerle zam üstüne zam yapan bu fırsatçıları, karaborsacıları Yozgat deyimiyle (bildiğim kadarıyla) tokmağın gavur tarafıyla dövmek gerekmez mi?

Her ne kadar haklı sitemimi dile getirmeye çalışsam da ve bunu yaparken kimilerini yevsem de bu duygu ve düşüncede olmayan Müslüman kardeşlerimi tenzih ederim.

Ve her ne kadar “toplum olarak” ifadesini kullanmış olsam da, şunu da iyi biliyorum ki bu yüce dini en iyi şekilde yaşayan ve de koruyuculuğunu yapan; yine bu Türk milleti, ülkemin insanıdır. Rabbim milletimize ve devletimize bir zeval vermesin. (Amin)

*Bu yazının herhangi bir siyasi kaygı gütmediği gibi, siz saygı değer okuyucu ve dostlarımın da bu hassasiyeti göz önünde bulunduracağına inanıyorum.”


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin