İBRAHİM ŞAHİN

Zamanı, mekanı ve hayatı nice hikmetlerle dizayn ederek yaratana hamd olsun.
Her şeyi irade ve kontrolü altında tutarak denge ve ahengi sağlayana hamd olsun.
Zorları kolay kılan, yokuşları düze çıkaran, mesafelere hükmeden ve uzakları yakınlaştırana hamd olsun sevgili yârenim.
Her yıl olduğu gibi bu sene de heyecan ve mutluluk içerisinde karşıladık hamd olsun mübarek Ramazan-ı Şerif’i. Elhamdülillah. Bir insanın gün boyu aç, susuz kalacağı bir durumu sevinçle, mutlulukla karşılaması ne ile izah edilebilir ki imandan başka.
Nasıl gidiyor sevgili yârenim, oruç tutabilecek kadar sıhhat ve afiyet üzeresindir inşallah. Birçok insanın sudan bahanelerle hikmet ve rahmetinden kendilerini mahrum etme gafletine düştükleri bu kutlu yolcu ile ilişkini her gün yeniden gözden geçiriyorsun inşallah onu üzmeden, darıltmadan menzile birlikte, hoşnutluk içerisinde ulaşabilmek için.
Dilerim Mevla’m tamamına erdirir ve sevindirir sevindirdiği diğer kulları ile…
Ne çok unutturuluyoruz ve unutuyoruz sevgili yârenim. Önce kendimizden başlıyoruz unutmaya sonra ardı arkası kesilmiyor bir türlü. Amansız bir heyelan gibi kayıp kayıp gidiyor ellerimizden bizi kendimize getirecek ve Rabbimizin rızasına götürecek nice kadim değerler.
Unutulmaya yüz tutmuş, bu iklimde sanki sadece onları ilgilendiriyormuş gibi bir avuç insan tarafından ısrarla çalınan bir muhabbet kapısından bahsetmek istiyorum sana.
O öyle bir kapı ki sevgili yârenim; girdiğinde çok farklı ve enteresan denebilecek kadar değişik bir dünyanın içinde buluyor insan kendisini.
O kapıdan girince O’ndan başka her şeyi ardında bırakıyor insan farkında bile olmadan.
Varsa yoksa O’nunla zaman geçirmek, yoğun bir şekilde hemhâl olmak, O’nu dinlemek, kendini anlatmak, muhabbetine mazhar olabilmek için sancılanmakla geçiyor zaman…
Zamanın ve mekânın sahibiyle, yüreğinin sahibiyle başbaşa kalarak, sonsuz hazlar hissettiren bir muhabbet sarmalının içinde kendisinin ve Rabbinin farkına varıyor insan.
Neden mi bahsediyorum, İtikaf’tan tabi ki…
Nümûne-i imtisal olan güzel insanın uygulamaları, sünneti ve öğretisi çerçevesinde (Allah (cc) ile yakınlaşma yolu olarak dikkat çeken enteresan bir gök sofrasıdır itikaf.
Karine olarak da Kur’an ve Sünnetle sâbit olan bu buluşma; bir yerde durma, bekleme, kendisini bir şeye adama mânasına gelmektedir sevgili dostum.
Akil, bâliğ veya temyiz kudretine sahip bir Müslüman’ın namaz kılınan yahut ibadet yapılan bir mekânda ibadet niyetiyle bir süre bulunması demektir.
Fıkhi boyutuna girmemi ve hükmünü anlatmamı isteme benden can dostum, merak edersen eğer itminan bulacağın bilgilere ulaşabilirsin hakkında.
İnsan kendisini beşerî ve nefsanî bir kısım arzu ve isteklerden alıkoymak, kalp ve ruhun hayat kalitelerini yükseltebilmek umudu ve inancıyla itikafa niyet ettiği zaman kendisini mâlâyâni şeylerden ve özellikle günah bataklığına sürükleyen her türlü vesveselerden, maddî ihtiras, suizan, dedikodu, gıybet ve benzeri kokuşturucu şeylerden koruyup arındırmak için mücadele etmeye de niyet etmiş olmaktadır.
İtikaf çok özel bir itiraftır aslında; kulun zayıf oluşunu, rüzgar önündeki yaprak gibi her an savrulmaya müsait oluşunu, Rabbin merhameti olmadığı takdirde bir hiç oluşunu, O’nun rahmet ve merhametine her an muhtaç oluşunu itiraf ve arınabilmek için Rabbin manevi kanatları altına sığınma girişimidir.
İtikafa niyet eden erkekler meram ettikleri manevi kazanımları bu zaman dilimi içerisinde genellikle mescitlerde, oraların manevi atmosferi içerisinde bulmaya çalışırlar.
Yeme, içme, uyku ve dünyevi meşgâleler konusunda olabildiğince kısıtlı yani ihtiyaç kadarıyla davranmaya, zamanı Kur’an ile haşır neşir olma, namaz, tefekkür, fikir, zikir, inanç ve değerleri hakkında bilgi eksiklerini tamamlamaya çalışırlar.
Kadınlar ise evde, şahsî veya toplu olarak ibadet edebilecekleri bir yerde yahut namazgâhta itikâfta bulunabilirler. Şâyet mescitte kadınlar için tahsis edilen uygun bir mekân varsa, orada da kısa veya uzun süreli itikâfa niyet edebilirler.
Genel olarak kendimizi Rabbi Teâlâ’nın huzurunda daha yoğun ve özel olarak hissetme, Rabbimizi ve kendimizi bilmek anlamında daha özel bir yöneliş olduğundan senenin bütün günlerinde yerine getirilebilecek ve herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde niyet edilebilen bir ibadettir itikaf. Belirli bir vakti ve mekânı yoktur. Bazı müçtehitlere göre nafile itikâfın süresi, birkaç dakika da olabilir. Hattâ mescide giren kimse, çıkıncaya kadar itikâfa niyet etse, orada kaldığı süre zarfında itikâfta sayılır ve nafile itikâfta oruç tutmak da şart değildir.
Hiç değilse, vakit namazlarımız için cami ya da mescitlere girerken veya akış içerisinde bir boşluk ayarlayarak kendimizi itikaf niyetiyle cami ve mescitlerimizin manevi atmosferine atıp çıkıncaya kadar Rabbimizin özel misafiri olma izzet ve nimetine erelim olmaz mı?
Peygamber Efendimiz (sav) Hicret’in ikinci senesinde orucun farz kılınmasından itibaren ve Kadir gecesinin son on günde aranması özelliğinden dolayı o günleri gece ve gündüz ihya edebilmek için Ramazan aylarının son on gününü devamlı olarak itikâfta geçirmiştir.
Rasulullah (sav) İtikaf ibadeti için mescitte bir bölme yaptırmış ve özellikle orada geceleyip, çok az uykuyla iktifa ederek ekser vakitlerini ibadetle ihyâ etmiştir.
Gündüzlerinde ise yine oradan çıkmadan ibadet, taat, dua, Kur’an kıraati, namaz kılıp kıldırmak ve kısmen istirahat ile meşgul olmuşlardır.
Bizler de özellikle Ramazan ayının bereketli ikliminin son on günündeki sünnet olan itikafa diğer beşeri sorumluluklarımız ve yoğunluklarımız izin vermiyorsa bile en azından en kısa süresi olan bir günlüğüne de olsa niyet ederek o lezzeti tatmaya çalışmalıyız.
İtikaf böylesine bereketli bir ibadet olmasına rağmen iblis o zaman ve mekanlarda dâhi boş durmamakta kulun bu arayışını fiyasko ile sonuçlandırabilmek için gerek kendi içinde gerekse itikaf ibadeti niyetiyle mescid ve camilerde birlikte olduğu insanlar arsında her türlü vesveseyi yaymaya devam etmektedir sevgili yârenim.
Birkaç yıl önce nasip olmuştu, Ramazanın son dokuz gününü ilimiz Gülük Camii’nin mânevi atmosferinde itikafta geçirmek. Orada, itikafta olan kimi kardeşlerimin iblis tarafından aralarına sinsice sızılarak gönüllerinin arasına soğukluk düşürecek türden gerek politik tartışmalara gerek cemaat, grup, hizip ayrışmalarına gerekse israf denebilecek derecede yeme içme hevesine nasıl da çekilmeye çalışıldığına maalesef şahit olmuştum.
Oysa itikaf; bütün benlik elbiselerimizden soyunup, kul olmak, kardeş olmak, dost olmak gibi ulvi duygularımızın arasına giren tüm engelleri sabır, tevekkül, ısrar ve istikrarla bir bir kaldırarak muhabbetullah kapısından içeri girebilmek için destur istemek değil miydi?
Sevgili yârenim Rabbimiz dünyanın keşmekeş ve hengâmesinden azade, daha özel mekan ve zamanlarda ruhen daha da yakınlaşma kapısı olan itikaf vuslatı nasip eylesin arzu eden cümle ehl-i iman kardeşlerimize inşallah.
Dilerim merhametin ve muhabbetin sonsuz kaynağı olan yüce Rabbimiz O kapının; Mümin gönüller için mütemadiyen açık olan ama nefs, heva ve heves ve dahi iblis tarafından hep bir engeller konmaya çalışılan eşiğinde bize de aczimizi itirafın sancısıyla kıvranmayı birlikte nasip eylesin inşallah bir gün.
Biliyor musun sevgili yârenim; seninle başbaşa muhabbeti öyle özlüyorum ki…
Bu fani âlemde nasip olmazsa da Rabbimden bu özlemimi ebediyet yurdunda vuslata dönüştürmesini diliyorum. Sen de âmin der misin bu duâma! Yârenin. 22-4-2022 Kayseri.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin