İBRAHİM ŞAHİN
Selam sana sevgili dost. Muhabbet sana, yüreğimin özlem vadilerinden toplayarak derlediğim dostluk kardeşlik çiçeklerinden oluşmuş nadide bir buket sana.
Nasılsın sevgili yarenim? Koskoca bir hafta geçti aradan, sağlık, sıhhat, afiyet ve gönül huzuru olarak kıvamında ve demindedir inşallah hayatın.
İnşallah Rahmet ve mağfiret ikliminin sağanaklarında sırılsıklam ıslanmayı başaran bahtiyar kullardan olmuşsundur varılması gereken menzilin hoş kokularını almaya başladığımız şu günlerde.
Biliyor musun sevgili yarenim “Başarı gayrete âşıktır” diye okumuştum bir yerde ve o gün bu gündür yapmak istediğim her hangi bir güzel işte ne zaman bıkkınlık, isteksizlik, yorgunluk gibi duygular kuşatsa yüreğimi, bu söz düşer aklıma ve yeniden bismillah der azimle koyulurum yola.
Ayrıca “Başarının efendisi olabilmek için çalışmanın kölesi olmak gerekir” sözü de hep aklımda bulundurmaya gayret ettiğim sözlerdendir böylesi durumlarda.
Bir zorluk seferinin sonuna yaklaşırken nefsimizin ve iblisin türlü salvolarını Rabbimize tevekkül, azim ve gayretler ile savuştura savuştura yaklaştık kutlu günün menziline inşallah.
Bütün ömrümde olduğu gibi bu süreçte de, düştüğüm her vesveseye karşı “Ey miskinlik, ey korku ve ey yılgınlık/ çekin ellerinizi üzerimden/yorulmak istemiyorum kurtulmadan bu gaflet selinden/ yorulmak istemiyorum ey yorgunluk, çık düşüncelerimden.” Diye haykırarak “Yenilgi, yenilgi büyüyen bir zafer” kuşanarak da olsa düştüğüm yerden kalka, kalka karşıladım iftar vuslatlarını hep.
İnşallah o kutlu güne kavuştuğumuzda “Yol koşar, ben koşarım, yılmaz umudum yılmaz/Bilirim her koşunun sonu hedefe varır/Azimli koşucudan hiçbir yol kurtulamaz/Yollar yollardan kaçsa, ufuklar ufuklardan/En sonunda koşucu azmin ufkuna varır.” kararlılık ve coşkusuyla, azmin ufkuna varmış koşucuların sevincini yaşarız birlikte Iyd-i Ramazan olarak.
Ardımızda bıraktığımız Leyle-i Kadr’in manevi yoğunluklu yüksek atmosferinden sonra o kutlu günün mutluluk esintileri daha bir hissettirmeye başladı kendisini gönül iklimimizde elhamdülillah.
Etrafıma dikkat kesildiğimde, insanların Lisân-ı Halleri üzerinde tefekkür okumaları yaptığımda
gönüllerin daha coşkulu bir akış ile akmakta olduğunu hissediyorum sevgili Yârenim.
Anne ve babaların karınca kararınca da olsa yavrularını sevindirebilmek için bayramlık hediyeler almaya çalıştıklarını temaşa ediyorum. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir sevgili can dostum. Onları inançlarımız, gelenek ve göreneklerimizi benimsemeye, özümsemeye ne kadar hazırlayabilirsek bu tür imkanları değerlendirerek o denli başarılı oluruz inşallah diye düşünüyorum.
Bunun içindir ki sevgili yarenim etrafımıza daha bir dikkat kesilmeliyiz mümin kullar olarak; başı okşanacak, sırtı giydirilecek, gözyaşı silinecek, mahzunluğu sevince dönüştürülecek, yüzündeki kasvet bulutları dağıtılacak kim ya da kimler var ve nasıl dokunabilirim yüreklerine diye.
Biliyorsun ki; “Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır.” “Üzüntüler ve zorluklar da paylaşıldıkça azalır.”
Verilerek, alarak mutlu olmak her can için bir sevinç kaynağıdır tabi ki sevgili yârenim.
Ya vererek, paylaşarak, kâl ve hal dili ile, hediyelerle gönüllere ve yüreklere dokunarak, mutlu ede, ede mutlu olabilmenin lezzetini hangi lügat gereğince ifade etmeye kâdirdir ki?.
Ayrıca, komşusu açken tok yatamamak Müslümanın en önemli hassasiyetlerinden olduğu gibi, komşusu hüzünlü ise imkanı elverdiğince onların hüznünü dağıtacak güzelliklere baş vurmak da Mü’min kulun faziletindendir.
Biliyor musun Yârenim; hayatı, hayatın akışı içerisinde yaşadığımız halleri düşündüğümüzde Âlemîn’in Rabbi olan Allah (cc)’a şükredecek o kadar çok nedenimiz var ki.
Bunlardan biri hatta en önemlisi de insan yani Eşref-i Mahlukat olarak yaratılmış olmaktır. Hem bu nedenle hem de Ramazan Orucu’nu tutup bayrama ulaşmış olmanın bir şükrü olarak Ramazan ayının sonuna yetişen varlıklı, yiyecek ekmeği, aşı olan ve borcu olmayan Müslüman’ın, ihtiyaç sahibi kimselere vermesi vacip olan Fıtır Sadakası da en önemli simgelerindendir Ramazan ayının.
Ancak bizim insanımız o kadar tok gönüllüdür ki sevgili can dostum; kendisine fıtır sadakası verilebilecek durumda olan insanlar, aileler bile “Başımız gözümüz sadakası,” “Sağlık Şükrânesi” olsun diye başka düşkünlere vermek suretiyle bu güzellikten mahrum kalmamaya özen gösterirler.
En geç Bayram Namazından önce verilmesi gereken ve ailenin fertleri sayısınca ve en asgarisinden bir kişinin günlük iki öğünde tüketeceği gıda ihtiyacının bedeline denk gelen bu sadakaların Arife Günü ya da daha önce verilmek suretiyle karınca kararınca da olsa yine ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldürmesi bakımından büyük önem arz eder.
Allah’ın muradında saklı olan nice hikmetlerinin yanında, günahlardan ve günaha götüren yollardan sakındırmak maksadı da söz konusu olarak inanan insanlara farz kıldığı Ramazan Orucunun faziletine inanarak tutulması göz ardı edilmemesi gereken bir hassasiyet halidir ki bağışlanma dolayısıyla gönül huzuru içerisinde bayram yapabilme gerçekleşebilmiş olsun.
Unutmamalıyız ki sevgili Yârenim; Kulluk da ihlas bir zorluk seferidir ve bu sefere tevekkül ve sabrı kuşanmadan çıkanlar ne kadar büyük işler başarırlarsa başarsınlar maalesef hüsran ile karşılaşırlar.
Bu itibarla; Rabbimizin bize lütfettiği nimetlerden ihtiyaç sahiplerine Zekât, Sadaka, Fıtır Sadakası, İnfak ve benzeri isimlerde verilmek suretiyle yaşadığımız fiili ve fiziki hazların verdiği mutluluklar ruh iklimimizde de demlenerek bir ibadet bilinci ve şükür sunusuna dönüşmelidir. Aksi takdirde amelin özüne saldıracak olan kibir kurdu tüm kazanımlarımızı yağmalayıp yok eder Allah korusun.
Yani demem o ki sevgili Yârenim; Ramazan Ayı’nda bir aylık oruç tutmanın akabinde gönül huzuru içerisinde bayram edebilmek bu hassasiyetleri kuşanabilmek ile mümkündür.
Ramazan bayramı, Ramazan ayının bitişinin, oruç tutmaktan azâd oluşun değil bilakis o sayılı günleri Rabbin rızasına uygun bir şekilde ihya edebilmiş olmanın ümit ve sevincinin kaynaştığı bir şükür sunumu, bir aylık mide, dil ve gönül orucunun sonunda ulaşılan manevi ziyafet zamanıdır.
Çok önemli bir mazereti olmadan Ramazan orucunu tutmamak kesinlikle Rabbine kavuşacağına, O’na döneceğine yani yeniden diriliş, ahiret/ hesap gününe inanan bir mümin için akıl tutulması gibi bir şeydir Allah korusun. Böylesi bir rahmet ikliminden faydalanamamak bir bahtsızlıktır iman eden bir mümin için. Onlar bu bayramı her ne kadar gelenekleri yerine getirmek için yapıyor olsalar da keşkeler bırakmaz, bırakmamalıdır da vicdanlarını bayram boyunca.
Hastalık ya da yolculuk vs. gibi kimi geçerli nedenlerle Ramazan Orucunu tutamayanların gıda ihtiyaçlarını uluorta karşılamama edepleri ile birlikte bayram sevinçleri de buruktur bu günlerde.
Zira bayramlar keremi bol olan Rabbimizin Rahmet sofrasıdır Mü’min ve muttaki kulları için açtığı.
Çünkü kaynaşmak sevinç ve neşe kaynağı, tatlı dil ve güler yüzün bayramıdır Ramazan Bayramı.
Küslüğün can çekiştiği, barış ve muhabbetin gönüllere taht kurduğu iklimdir bu bayram.
Yoksul ve muhtaçlara ilgi ve yardımlarımızla bayram ettirmek bayram öncesinden başlamalıdır.
Zaten Ramazan boyunca sofralarında bir dilim ekmek, bir lokma yemek olabilmek için hassasiyet gösterdiği insanlara bu kez de bayram sevinci yaşatarak kendi bayramını da huzurla taçlandırmanın arayışı içerisinde olmalıdır mümin kul sevgili Yârenim.
Bayram namazı ile bir şükür sofrasına oturur âdeta Mü’min. Bundandır ki Bayram namazının ayrı bir yeri vardır kulluk sunuları içerisinde.
Bayram namazına gitmeden önce mümkünse gusletmek, en temiz ve taze elbiselerimizi giyinmek, her türlü kişisel bakımımızı yaparak çok özel bir buluşmaya gidiyor gibi hazırlanmak o güne önem verdiğimizin nişanesi olacaktır.
Biliyor musun can dostum; Bayramlar Namazsız olmaz. Çünkü Bayram Namazları bir anlamda şükür namazıdır da aynı zamanda. Ailelerin çocuklarına bayramlıklarını giydirerek bayram sevincine Bayram Namazıyla başlamaları onların maneviyat iklimlerine olumlu etkiler nakşedecektir.
Sevgili yârenim, materyalist sistemlerin insani ilişkilerde ne denli çıkar çatışması çıkardığı ve ilişkileri nasıl alt üst ettiği inkârı kabil olmayan bir gerçektir. Bu çatışmalar her geçen gün derinleşerek devam etmektedir. Bu itibarla bayramlarda Mü’minlerin en önemli görevlerinden birisi de eskimiş, yıpranmış, yara almış, yozlaşmış dostluk ve kardeşlik ilişkilerine yeniden bir şans verebilme fırsatıdır ve bu durumda her Mü’min sorun yaşayan Mü’minlerin arasını kaynaştırma göreviyle yükümlüdür.
Bayramlarımız ırkları, renkleri, maddi durumları, makam ve mevki konumları ne olursa olsun İslam’a gönül vermiş her Mü’min kulun sevinme ve sevindirme günleridir ve bu sevinç gününde yüreğimiz kâinat kadar geniş, muhabbetimiz gök kuşağı denli renkli, acı ve sevinçlerimiz insanlık kadar soylu bir yelpazede hayat bulmaktadır.
Ramazan bayramı sevinç ve huzurunun yanında hayır ve bereket vesilesidir de aynı zamanda. Çünkü o günlerde tebessümler düşer yollara adımlardan önce. Sevgi ve muhabbetler dolaşır hane hane köyleri, mahalleleri, şehirleri ve hatta ülkeleri.
Büyüklerden küçüklere özellikle de çocuklara verilen bayram harçlıkları ayrı bir neşe katar o kutlu güne, veren de mutludur, alan da.
İnsanlar Mü’min olmaklığın emniyet veren, huzur veren, güven veren olmak etkisini o günlerde daha bir içten yaşarlar. İnsan, fıtratındaki güzel ayarlara döner yeniden. Sabreden, affeden, merhamet gösteren, paylaşan bir can olup çıkar her can.
Bayramlar da ev ve ortam temizliği ne kadar önemliyse kalp ve gönüllerden kin, kibir ve benzeri manevi hastalıklardan temizlemek de ondan daha da önemlidir.
Sevgili Yârenim, bayramlarda bizden büyük, özellikle de yaşlı akrabaları ziyaret edip gönüllerini almak, aynı zamanda kimsesiz yaşlıları, yetim ve öksüzleri de hoşnut etmeye gayret etmek gerekir.
Benlik duyguları, kibir ve gurur gibi mümin kula yaraşmayan kimi kötü haller o günlerde ayaklar altına alınır. Nefsin, iblisin ve iblisleşmiş insanların her türlü vesveselerine kulak tıkanarak huzur yağmurlarında sırılsıklam ıslanır gönüller.
Müminler birlerini sevmenin iman, imanın da cennet vesilesi olduğu gerçeğini daha içten hatırlar.
Küslüğün gönülleri mahzun eden cenderesinden kurtulmak için bir vesile olarak tutunur yüce gönüllü insanlar “Affet ki, affa layık olasın” düsturuna. Affederek ve af dileyerek huzura erdirebilmek için kalplerini gönülleri koyulur yola kendilerinden önce.
Affın iç ferahlatan vadisinde nefeslenebilmek için kibrin taş kalpli dağından inmek gerekir.
Bayram günleri selamlaşma, paylaşma, halleşme, hep birlikte mutlu olma günleri olduğundan dolayı o günleri bir tatil vesilesi sayarak toplumdan, akraba ziyaretlerinden vs. uzaklaşarak bencilce tüketmek bayramın feyz ve bereketinden mahrum bırakır diye endişelenirim insanı.
Aslında Ramazan iklimi, inanan insanların gelecek Ramazana kadar olan on bir aylık yolculuklarında ruhen diri kalabilmelerinin alt yapısını oluşturmak gibidir.
Dolayısıyla yakalanan bu huzur ikliminin yalnızca Ramazan ve bayrama has kılınmaması gerektiği, bu güzel iklime emek verilerek gelecek bayramlara kadar özveriyle, sabırla taşınması gerekir.
Sevgili Yârenim, can dostum. Biliyorum haddimi aştım yine ama hep olageldiği gibi; mevsimlik tatminler inanan insanlar için çok sinsi bir tuzaktır, bunu hep içim acıya acıya yaşadım.
İstedim ki; Mü’min birer kul olarak bu tuzağa düşmemek için bir yol bulalım.
Ramazan boyunca kazanmış olduğumuz gerek Rabbimize karşı namaz, oruç, infak ve benzeri görevlerimizdeki hassasiyetlerimizi, gerek nefsimiz ile mücadele alanında elde etmiş olduğumuz Hüsn-i Ahlak kazanımlarımızı, gerekse sosyal ilişkilerimizde yakalamış olduğumuz sağlıklı düzeyleri korumak için özen göstermenin bir yolunu, bir izini bulabilelim muhabbetimiz esnasında. Dilerim Rabbimiz bu niyetimizi müstecâb bir yakarış olarak kabul buyurarak bereketlendirsin.
Sevgili Yarenim, biliyorum Bayramda bir araya gelemeyeceğiz.
Yine gönüllerimiz dostluk ve kardeşlik sofrasında muhabbet demlenirken, fiziken birbirimizden uzakta geçireceğiz bu bayramı da.
Bil vesile Mübarek Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla ve “Dâr-ı Bekâ bayramları”nda buluşabilmek umut ve dileğimle tebrik ediyor, seni kendisine emanet edilenleri en güzel şekilde koruyan, kollayan, muhafaza eden Rabbime emanet ediyorum. 29-4-2022 Yârenin.
