İBRAHİM ŞAHİN

Söz ola kese savaşı/ söz ola kestire başı/söz ola ağulu aşı/ bal ile yağ ide bir söz.
Kişi bile söz demini/dimeye sözün kemini/ şu cihan cehennemini/ yedi uçmağ ide bir söz.

Kadim kültürümüzün söz ve hikmet ustalarının seçkinlerinde olan Yunus Emre merhum, tâ asırlar öncesinden haykırmış insanlığa sözün sorumluluk yüklediğini insana sevgili yârenim.
Dilini kem sözlerden koruyanların cennet kapısını açabilmek için aşılması gereken en önemli mesafelerden birisini daha aşmış olacaklarını muştulayan gönüller sultanı Habibullah efendimiz her duyduğunu söylemenin de insana yalan olarak yeteceğini hatırlatmıştır bize.
Tabi ki, her akla gelenin dile gelmesinin/söylenmesi ve yazılmasının; sözü akıl, izan, insaf ve hikmet süzgeçlerinden özenle geçirmeden söylemenin de ne büyük felaketlere sebep olabildiğini ecdadımız “Dilîm, seni dilim dilim diliyim!” diye hayıflanarak dile getirmişlerdir.
Bundandır ki; Sözler seçerim sözler arasından gönlünü incitmekten ürperdiğim için.
Bundandır ki; Sözler bohçalarım “Nazargâh-ı İlâhi” olan yüreğine muhabbet güneşinin sıcaklığında huzur ve mutluluk râyihâsı sunacağını umduğum.
Bundandır ki; Küçücük bir ihtimal dahi olsa yarenliğimizin demini/ kıvamını kaçıra bileceğinden endişe ettiğim sözlerden kaçınır, güzel sözler seçerim güzeller içinden özenle.
Biliyor musun sevgili yarenim; Kaç gündür öyle hissediyorum ki, şırıl şırıl akan ve akışındaki tını lirik bir şiir gibi etrafa huzur yayan bir kır çeşmesinin yanı başında, yaprakları doğal birer yelpaze gibi titreşen söğüt ağacının altındaki zümrüt gibi çayırın üzerine kurulmuşsun hayal âleminde. Önünde buğusu içli bir niyâz gibi duânın kıblesine doğru kıvrıla kıvrıla yükselen iki bardak demli çay ve “Ey Yâren, haydi gel yârenlik sofrasına!” diye el ediyorsun gibi geliyor bana. De bana sevgili yârenim; Hüsn-i kuruntum mudur yoksa?
Selamların en güzeli ile selam, yürek dolusu muhabbet, tüm içtenliğimle dua olsun sana.
Umarım sıhhat ve afiyet üzeresindir görüşmeyeli. Umarım hayat çok güzel sürprizlerle çalmıştır her sabah kapını, her gece bir huzur limanına sığınır gibi koşmuşsundur evine, her zili çalışınla birlikte vefanın ve muhabbetin sıcacık güneşi doğmuştur kapı açıldığında…
Bir haftanın daha yapraklarını eskittik biliyor musun yârenim. Bir hafta daha eksildi ömrümüzden, bir haftalık mesafe daha kalktı ebediyet âlemi ile aramızdan yani ecel denen dâvetsiz misafir alıp verdiğimiz her nefes ile biraz daha yaklaştı can kuşumuza.
İnşallah bu geçen süreci “Keşke yapmasaydım, keşke yaşamasaydım” diye hayıflanacağımız bir şekilde tüketmemişizdir sevgili yârenim! Zîrâ ne dilin kemiği var ne nefsin ve arzuların sınırı ne de vaktinde atılamayan adımların geri dönüşü, telafisi.
Öyle şeyler yaşıyor, öyle anlamsız saplantıların sığlığında boğuluyor ve boğuyoruz ki muhataplarımızı sorma. Freni patlamış bir arabanın yokuş aşağı serseri bir şekilde inişi gibi, saatte bilmem kaç kilometre hızla esen bir fırtınanın haşin ve hoyrat esişi gibi birçok değeri târumar ettiğimizin farkına bile varamıyoruz çoğu zaman.
Sevgili yârenim! Şu anda bir hayal âleminde, kurmuş olduğun o yârenlik sofrasında, tam karşına bağdaç kurup oturmuş, muhabbet közüyle demlediğini düşündüğüm mis kokulu çaydan bir yudum çekmiş ve tarifi imkansız bir haz sofrasında mest olmuş gibi hissediyorum kendimi. Güzel yürekli, muhabbet dervişi insanlarla yâren olmanın hayata nasıl da değer kattığını derinden hissediyor şükür secdeleri sunuyorum Rabbime.
Güzel yürekler bir araya geldiğinde hep güzellikler terennüm edilir muhabbet ikliminde. Hoşnut edilir ve hoşnutluk bulunur, muhabbetin içine başkalarını sokmayı pek istemez yürek böylesi durumlarda. Eyvallah sevgili can dostum ama akıl, birer fert olduğumuz gibi toplumsal bir varlık olduğumuzun da kaçınılmaz bir gerçek olduğunu hatırlatır insana ve tabi ki toplumsal ilişkiler, dertler, mutluluklar vs. de giriverir sözün iklimine. Olması gereken de bu değil midir zaten sevgili yârenim? Eğer öyle olmasaydı Rabbimiz toplumsal sorumluluklardan bahsetmezdi hiç bizlere göndermiş olduğu hayat felsefesi öğütlerinde.
Aslında fert oluşumuzdan daha çok toplumsal yanımız ağır basar hayat akışı içerisinde, ihtiyaçlar bunu gerekli kılar ve güzel, latif yönlerine şahit olduğumuz gibi, yüreğimize ağır gelen, içimizi ürperten birçok yüzüyle de karşılaşıveririz insan denilen varlığın.
Geçenlerde bir arkadaşlık teklifi aldım Fesbuk (facebook) hesabımdan, arkadaş profiline baktım birkaç tanıdık isim vardı, ben de kabul ettim. Hay kabul etmez olaydım; İsmine bakıldığında bir fikrî ekol çağrışımı yapmasına rağmen fikirden eser olmayan, eline geçen ilk fırsatta sokak ağzı ve külhanbeyi edasıyla, sana aktarmaktan bile hayâ edeceğim küfürbaz bir ağızla dillerine geleni savuran onlarca insan bir koro gibi ardı ardınca yazmaya başlıyorlar kendilerine uymayan bir şey paylaşıldığında.
İnanabiliyor musun yârenim; Hem Müslüman olduğu açıkça bilinen birisine karşı, hem de vatan, millet, bayrak, din, şehadet kavramlarına olan tutku ve sevdalarından(!) yapıyorlardı bunu. Milletimiz ve inancımız adına, sürüklendiğimiz yer itibariyle ürperdim yârenim. Bir şeyler yazmak, adalete, merhamete ve sağduyuya davet etmek istedim kaç kez ama kulak veren kim! Zaman gece yarısını çoktan geçmiş, nice can uykunun kollarında belki de en güzel düşlerin kucağına düş olmuşlardı. Bunu yârenimle paylaşmalıyım diye düşündüm ve klavye ile buluştu parmaklarım…
Bir yanlış gördüğümüzde, düşünce ve inancımıza uygun olmayan bir söz veya tavırla karşılaştığımızda itiraz etme hakkımız tabi ki vardı sevgili yârenim.
Hatta susmak zilletti; doğru bildiğini söylemek, hakikatin ortaya çıkması için uğraş vermek kaçınılamaz bir görevdi inanç ve milleti ne olursa olsun erdemli her insan için.
Ama bunu yaparken hem karşımızdakini aşağılamadan hem de kendi milli, ahlâki ve inanç değerlerimizi tahrip etmeden hakikatin anlaşılmasına vesile olacak şekilde delille, hikmetle ve güzel öğütle uyarmakla emr olunmamış mıydık biz?
İnandıkları ve yapıp ettiklerinden dolayı bir kişi, toplum ya da kavme olan olumsuz düşüncemizin, hatta kinimizin bile bizi adaletsizliğe sürüklememesi hususunda, insanlara güzel söz söylememiz gerektiği, olumsuz sözlerle şeytanın aramızı açmasına kapılar aralayabileceğimiz hususunda uyarılmamış mıydık İlâhi İrade tarafından?
Ve hatta başkalarının kendince kutsal saydıklarına (değer ve ilahlarına) itiraz ederken, kendimizce yanlış olduğunu hatırlatırken âdâbınca konuşmamız, hikmet ve güzel öğütle anlatmamız, sövmememiz, aşağılamamamız, hakaret etmememiz gerektiği de tembih edilmiş miydi bize, tâki onların da bizim ilahımıza sövme hakkı doğmasın diye…
Demem o ki sevgili Yârenim; hem en büyük şifa ve mutluluk kaynağıdır insan için söz, hem de amansız bir kötülük ve kargaşa vesilesi, hatta ebedi hüsran ve pişmanlık sebebi. Bundandır ki hayatın tüm süreçlerinde yazarken ve konuşurken “Kılı kırk yarmak” deyimini hep akılda tutmak gerek sanırım. Dilimizi ve edebimizi dolayısıyla da ebedi geleceğimizi, adı her ne olursa olsun ne mezhep ve meşrep, ne parti ve ekol, ne de benzeri şeylerin bağnazlığı, (düşüncesiz ve bilgisiz olarak duygusal saplantısı) uğruna kurban etmemeliyiz diye düşündürdü beni ve kapatıverdim arkadaşlık kapımı o an.
Çünkü benim için arkadaş; dost demekti, yâren demekti. Muhabbet kapısı, iyilik kapısı, erdem kapısı, hayır öğüt kapısı demekti. Büyüklerimiz Allah onlara rahmet etsin “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diye arkadaşın ne anlama geldiğine veciz bir şekilde dikkat çekmişlerdi.
Hey Yârenim! Bardağın boşalmış, bu kez doldurmak benden olsun.
Bir yerde okumuştum, çok hoşuma gitmişti. Ne diyordu; “Geleydin bir çay içimi, sen çay dökerdin, ben içimi…” Bizimkisi de öyle oldu bu kez elhamdülillah.
Biliyor musun sevgili yarenim; Şöyle bir an düşündüm; O an içimde uyanan duygular seni daha çok sevmeme vesile oldu, senin gözümdeki ve gönlümdeki kıymetinin bir kat daha arttığına şâhit oldum hamdolsun. Senin gibi hayırlı, dengeli, adaletli, sözünü sohbetini bilen, bağnazlıklarla gönlüne ve iradesine pranga vurmayan bir yâren ile nasiplendirdiği için defalarca şükrettim Rabbime. Çünkü dost diye güvenilen insanlar insanın cenneti de olurlar, cehennemi de Allah korusun..
Sevgili yârenim; Dilerim ebedi zaman ve hayırlı mekânlara, Âlemiynin Rabbi olan Allah’ımızın kendilerinden hoşnut olduğu, kendilerinin de tarafından hoşnut kılındığı hayırlı insanlarla, hayırlı ve âlî mekânlarda komşu olmaya kadar taşır bizi bu dostluğumuz.
Yeni bir “Dostnâme” ve Cum’a muhabbetinde, dostluğumuza ve insanlığa dair tefekkür ve yürek okumalarında buluşabilmek dileğimle, Fî Emanillah. 10-6-2022 Cum’a. Yârenin…


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin