İBRAHİM ŞAHİN
…Çığlık çığlığaydı ruhum, gecenin gizemli koynunda nefeslenen uyku perim tedirgin olmuştu bu çığlıktan, melül ve mahzundu, yavaşça süzülüverdi gözlerimden ve bir kelebek gibi sessizce uzaklaştı odamdan…
Çığlık çığlığaydı ruhum, serseri bir seyyah gibi bir damla huzur aramaktaydı, bîtap adımları gecenin koynunda çığlık çığlığa kaybolmaktaydı.
Zaman gecenin 03’üne not düşüyordu yazısı silinmeyen kalemiyle ve yatağım bir iğneli fıçı olmuştu âdeta, canım fena şekilde yanmaktaydı…
Öyle garip garip bakma yüzüme sevgili yârenim! Ben bile yetişemiyorum kendime, ben bile anlayamıyorum ruh halini ruhumun, ben bile çözmekte zorlanıyorum içine düşmüş olduğu girift bilmeceyi. Bildiğim tek şey farklı bir iklimin rüzgârıyla savrulmaktaydı yüreğim.
“insan bu su misali kıvrım, kıvrım akar ya/ bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya…!
Diye inleten hangi hâleti ruhiye idiyse merhum Necip Fâzıl Üstâdı yârenim, işte tam da o hissediş ve duyuşların Rûzigârıydı savrulduğu rüzgar. Bıraktım kendimi akışın içine o savruldu ben savruldum, o inledi ben inledim, tek kelimeyle kurgusuz bir nefes alış haliydi.
Haydi, dokun yüreğime sevgili yârenim ve hissetmeye çalış hissettiklerimi çünkü kıyıdan seyretmekle anlaşılmaz bu coşku ve sancının, bu duyarlılığın buruk da olsa lezzeti…
Zaman zaman yaşadığım 03 depremlerinde olduğu gibi yine sıyrıldım yatağın şuh kollarından ve pencereye dayadım alnımı ateşini alsın diye ama heyhât; Pencereler, muhteşem bir manzaranın aynası da oluyorlar insana, kıyametin çığlığı da; bakan gözden ziyade hisseden ruha göre değişiyor görülenler. Kimileri “Pencereye koştum; Kızıl kıyamet!” diye haykırır ya, işte öyle bir tabloydu gözlerimin önüne serilenler sevgili yârenim.
Haydi gel! Gözünü gözüme, yüreğini yüreğime ekle ve yeniden birlikte temaşa edelim o gün olup bitenleri…
Dışarıda delişmen bir fırtına vardı. Öyle hoyrattı ki; çatıdan çatıya sekmekte, elektrik tellerine çığlıklar attırmaktaydı.
Ayın on dördüydü sevgili yarenim. Ay tüm karanlık kuytulara bir demet ışık huzmesi bırakmakta, penceremden görebildiğim kadarıyla biraz ilerideki tepecikte sanki kıyamet kopmaktaydı. Rüzgâr en hüzünlü parçaları dillendiriyordu akordu bozuk sazıyla, bâzan acıklı bir çığlık katıyordu arasına. Bir ıslık tutturmuştu hüzün ve isyan notalarıyla bestelenmiş; can çekişen insanlık anısına…
Çığlık çığlığaydı insanlık; bu çığlıktan kopan figanlarla yüreğim parça parçaydı, her parçası bir başka diyardaydı, o kadar genişti ki bu diyarlar; sınırı kâinat kadardı…
Oralarda bir yerlerde; kokuşmuş vicdanlarca insanlık boğazlanmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; masum ve körpe vücutlar sırtlanca bir iştahla bihakkın parçalanmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; insanlar yargısız infazlarla yokluğa savrulmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; iffet ve mahremiyetleri talan ediliyordu kadınların.
Oralarda bir yerlerde; vicdanlar kör, sağır ve dilsizi oynamaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; zalimler insanlara karşı güler yüzlü maskeler takınmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; onurlar pazara çıkarılmış haraç mezaç alınıp satılmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; analar feryat ediyordu ve çocuklar bu kedere çâresiz şâhit olmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde ihanet ayyuka çıkmış, onurlu insanlar can pazarına canlarını sunmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; insanlar insanlıktan çıkmakta, insanlık bu zilletten utanmaktaydı.
Oralarda bir yerlerde; insanlık adına her ne varsa yüz ağartan, serseri bir iştahlara kurban olarak sunulmaktaydı. Dayanılır gibi değildi hissettiklerim sevgili yarenim;
Çığlık çığlığaydı topraklar kendisini vatan edinenlerin, havasından, suyundan ve toprağından faydalananların sinsi ihanetlerin kollarında bir fikir ve heves fahişesi oluşlarına içleri yanmaktaydı.
Çığlık çığlığaydı yürekler; gecelerin gizemli örtülerini sarıyorlardı yaralarına; hoyratça örselenmiş gönüller. Sancılarını gün yüzüne çıkarmaktan sakınıyorlardı özenle, bir onur tuğu gibi taşıyorlardı amansız dertlerini sinelerinde, sancılarının üzerine bir bombanın üzerine kapanırcasına abanıyorlardı kimseye zarar vermesin diye; fedâice…
Çığlık çığlığaydı ruhlar; bu sessiz çığlık dayanılmaz kılıyordu yaşamayı ve nefes almayı, sanki alınan her nefes kışkırtıyordu hücrelerdeki yangını, sanki ciğerler bu kesif hicranı solumaktan dolayı lime lime olmakta; parçalanmaktaydı…
Çığlık çığlığaydı inançlar ve değerler; aynı akideye sahip insanların kum taneleri gibi darmadağın oluşundan, bu amansız firaktan dert yanıyordu ve bu gafleti anlamakta güçlük çektiği gibi özünde yeşertilmeye çalışılan nifakı da anlayamıyordu.
Çığlık çığlığaydı lügatler; bu serseri akışın doğurduğu sancıların çetinliği karşısında olanlara bir izah getirmekten âciz kalıyor, bu keşmekeşi anlatacak kelime bulamıyordu.
Çığlık çığlığaydı melekler; gözyaşlarını tutamıyorlardı bu dramatik tablolar karşısında, gözlerinden sağdıkları hüzün yağmurlarıyla insanların çoraklaşmış vicdanlarını bûseleyerek uyarmak istiyorlardı ama nâfile; kapalıydı kapıları yüreklerin, kronik bir gaflet vardı.
Bu tablolar çıldırtıyordu hisseden beyinleri öyle ki bu çığlıklar haksızlıklar karşısında oluşan dilsiz şeytanlardaki sessizliklere isyan kadardı…
Ruhumdaki sessiz çığlığı susturmam mümkün değildi bunca çığlığa rağmen, ben bu düşüncelerle çalkalanırken, aydınlık ve karanlık zorlu bir kavgaya tutuşmuştu gecenin son duraklarında, şafak küçük fiskelerle gecenin karanlık rahmine apaydınlık tohumlar bırakmaktaydı. İşte tam bu esnâda sevgili yârenim; geceyi uyandırarak tüm ye’s bataklıklarını kurutacak derecede ümit ve coşku dolu bir ses süzüldü penceremden içeriye; “Allâhu ekber! Allâhu ekber/Eşhedü ellâ ilâhe İllallâh….”
Hissettin mi, sen de hissettin mi sevgili yârenim, sen de duyabildin mi bu mesajdaki hiçbir şey ve hiç kimsenin sahipsiz olmadığı gerçeğini. Sen de hissettin değil mi Yârenim; kâinâta dalga dalga yayılan bu sesteki Hiçbir iş ve amelin karşılıksız kalmayacağı muştusunu
Anladım ki sevgili yârenim; Tüm kırılmışlıkları onaran, dağılmışlıkları toplayan, eksikleri tamamlayacak El- Cebbâr’ül Kerim olan, bütün kâinata hakim bir Kâdir-i Mutlak vardı….
Usulca kalktım yerimden, su ile arındırdım uzuvlarımı sonra da ruhumu arındırmak ve huzur bulabilmek için huzura durdum. Biraz sonra secdenin sâhibinin müşfik avuçlarındaydı alnım. Bir ateş topu gibi ve çatlamak üzere olan alnımın ve hicran yüklü ruhumun arındırılmasıydı meramım…
Sevgili yârenim insan olmak ve insanca duyguları eskitmeden, gözden çıkarmadan insan kalmak öyle zor ki, öyle zor ki insan olduğunu iddia edip de insanlığın boğazını sıkan bunca karmaşaya ilgisiz ve sessiz kalmak.
Sevgili yarenim, derdimi seviyorum, bütün bu sancılara sinesini açan ve hisseden yüreğimi seviyorum, merhum Mehmet Âkif’in,
“Gitme ey yolcu oturup beraber ağlaşalım/ elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım….”
Diye feyad eden yüreğini seviyorum ve senin de bir can dost olarak hissettiklerimi hisseden bir yaren olan yüreğini çok seviyorum unutma olur mu?Yeniden ve Kutlu Cum’alarda buluşabilmek dileğimle. 17-06-2022 Yârenin…
