RABİA IŞIK
Ben Filistin’im!
Emperyalizmin, Siyonizm’in fani alemde hükümdar olduğu düzende dikeni olmayan gül’üm… Öyle savunmasız öyle yalnız.
Ben Filistin’im!
Müslümanım diyen kitlenin terörü sadece kınamakla yetindiği din kardeşiyim…
Ben Filistin’im!
Hristiyan çocukların kendi odalarında huzur içinde yatarken bomba seslerinden kulağını kapatan çocuğum…
Ben Filistin’im!
Bir Yahudi’nin istediği zaman evinden çıkartılıp işkence ettiği babayım…
Ben Filistin’im!
Dünyanın bir ağaç kesildiğinde duyar kasanlara flaş patlatıp sesini milyonlara aktaran çarkın, en dibinde zulme maruz kalıp, görünmeyenim…
Ben Filistin’im!
Üzerimde binlerce şehidin kanı akarken işgalcilerin eğlendiği topraklarım…
Zulüm Avrupa’nın içerisinde yaşayan Yahudileri “söz verilmiş topraklar” hayaliyle kandırmasıyla başladı. Bu şekilde Ortadoğu topraklarında hakimiyet kuracak ve Arapların yükselmesi engellenecekti. Dikkat edilince birçok Arap ülkesinde veya Müslüman coğrafyalarındaki emperyalizm göze çarpacaktır.
Yahudilerin tarihine bakıldığında farklı milletlerden zulüm görmüş veya katledilmiştir. Örneklendirecek olursak, Yahudi katliamında başat faktör olan Hitler, çoğumuz tarafından da bilinmektedir. Yahudilerin maruz kaldığı insanlık dışı faaliyetler, yıllardır Filistin’e uygulamaktadır. Bizzat Yahudiler tarafından uygulanan bir zulümdür bu… Kendisine ait olmayan topraklarda hak iddia eden bu topluluk, işgallerini meşru bir şekilde yapmıştır.
Yahudiler kendisi acı çekip katledildiğinde Avrupa’nın vicdanı veya insan hakları devreye girmiştir. Ancak bu düzen Müslümanlara yapılan zulümlere sağır olmayı tercih etmiştir. Bu şekilde Müslüman topluma zulmetmekte sakınca görmeyen düzenin “barış getiricileri”, İsrail devletini kurulmasında desteklerini esirgememiştir.
İnsan ok kendine dönmediği sürece olan yaralamaları, zulümleri, tacizleri ve ölümleri yok saymaktadır. Güçlü olan her zaman güçsüzü ezmiştir. İnsanlık yerini emperyalizme bırakmıştır.
İnsanoğlu dünyalık hırslarının kölesi olmuştur. Ve kendini tatmin etmek amacıyla daha çok para daha çok mülk daha çok toprak istemiştir. Bu doyumsuzluk beraberinde ölümleri, katliamları, zulümleri getirmiştir. Adil bir düzen yerini diktatörlüğe bırakmıştır. Zulüm hangi millete uygulanırsa uygulansın barbarca bir harekettir. Ancak ben sömürülen bir Hristiyan devlet görmedim hiç. Üzerine bomba yağan bir Yahudi devleti de görmedim.
Zalimin zulmünün Kur’an’da cezalandırılacağı birçok yerde geçmektedir: “Ey kavmim! Yapabileceğinizi yapın. Ben de elimden geleni yapacağım. (Güzel) akıbetin/sonun kime ait olduğunu pek yakında bileceksiniz/anlayacaksınız. Şüphesiz o zalimler kurtuluşa ermezler.” (6/En’âm 135)
Dünyanın Müslümanlara dayattığı bu zulme karşı; adil düzende gerçek iman ve inananların birliği ile üstünlük sağlanacaktır. Bu birlik ise İslam’ın birleşmesiyle olacaktır. Kurtuluş gerçek inananların dayanışmasıyla olacaktır! Aliya İzzetbegoviç’in sözleri durumun izahı için yeterli: “İsrail’in gücü dünya Yahudilerinin yoğun bir şekilde dayanışmasının sonucudur. Bizim zayıflığımızın sebebi ise tam tersidir. Bölünmüşlüğümüzün, yetersiz destek ve anlaşmazlıklarımızın sonucudur. Birlik her zaman bölünmüşlükten etkilidir.” Sorun inanan kişilerin sayısı her geçen gün azalmakta ve birliğimiz yok olmaktadır.
Kudüs’ü fetheden Selahaddin Eyyubi bir cuma hutbe verirken, bir genç bağırarak:
“Kudüs’e cihadı emret başka ne konusundan bahsediyorsun?” diye çıkışır.
Selahaddin Eyyubi hiç cevap vermez. Ertesi gün sabah namazına durmadan önce cemaate şöyle sorar:
“Dün bana hutbede cihadı emretmemi isteyen genç nerede?”
Cemaatten hiç ses gelmeyince anlar gencin namaza gelmediğini ve sonra şöyle söyler:
“Cuma namazına gelenler, sabah namazına gelmedikçe Kudüs’e cihadı emretmeyeceğim!”
Yazının sonuna gelirken kapanışı özgürlüğü için mücadele edip kazanan Çeçen ezgisi ile yapalım:
“Eğilmedik Tarih Boyu Düşmanın Karşısında
Şeyh Şamil’in Yolundayız Allah Şahittir Buna”
Zafer inanlarındır!
