Bir Cuma’nın daha eşiğinde, zaman, yüzü al al, şafak vaktinin kapısını çalmak üzereyken, yüreğimde kesif bir gurbet sancısıyla ve selamların en güzeliyle çalmak istiyorum yürek kapını sevgili yârenim. Ve bir nefes almak istiyorum yüreğinden yansıyacak güzelliklerle.
Çünkü dostluğun kıymetinin gereğince bilinmediği, tüm dostluk kriterlerinin menfaatlere göre belirlendiği, insanlığın bir ruh gurbeti içerisinde bulunduğunun bile farkına varamadan ömrünü tükettiği bir dünyada yaşıyor olmaktan bunalıyor, buna farkında olmadan da olsa katkıda bulunmuş olmak ihtimalimden dolayı bile Vedûd-ül Ekber olan yüce Mevla’nın merhametine sığınıyorum.
“Ey can dost” hitabıyla başlayan mektubunu okudum. Yüreğim kanatlandı; gül bahçesinden geçen gül kokarmış misali. Bu hitabı ilk ben yazmıştım sana biliyor musun? Yüreğine, kelam ve kalemine sinmiş olmasından dolayı nasıl mutlu oldum anlatamam.
Dost olmak, dostlar edinmek özlemime rağmen bir o kadarda çorak kalmışlığımın, farkında olamadığım gurbetler içerisinde bocaladığımın farkına vardırdın beni be can dost.
Yüreğimin tarifi imkansız hicran ve heyecanlarla nasıl kanat çırptığını tariften acizim desem mübalağa etmiş olmam.
Biliyor musun sevgili yârenim insanlar birbirleriyle olan ilişkilerinin rengiyle renkleniyorlar; sevgi, nezaket, fedakârlık, dostluk ya da terennüm etmek bile istemediğim tersinden karakterler siniveriyor üzerlerine farkında olmadan. Sırf bunun için bile dikkat etmeliyiz dost edindiklerimize, söz, hal ve hareketlerimize değil mi can dostum.
Mektubunda anlattıklarından yola çıkarak düşündüğümde farkına vardım ki; insanlık hep gurbetlerin kıskacında tüketiyor ömrünü. Ve yine gördüm ve anladım ki; Yurdundan, yuvasından, baba ocağından, ana kucağından uzak kalınan fiziki gurbetler tükenir bir gün; arasına yollar giren, dağlar giren, mesâfeler giren, ülkeler giren gurbetler elbet tükenir; ayrılıklar, firaklar silinir bir gün sabır ve vuslat silgisiyle sıla türküleri, vuslat şükrâneleri yankılanır gönül iklimlerinde.
Peki ama ya yüreklerdeki gurbetlerin tükenmesi, tüketilmesi nasıl olacak sevgili yârenim?
Kopkoyu bir gurbet soluyor ruhlarımız, derin bir “ruh gurbeti”dir hep âşina olduğumuz;
Biliyor musun can dostum gurbetlerin en anlaşılması güç olanı, en sinsi ve çetini insanın kendisiyle düştüğü gurbettir. Kendimizle, canımızla, ruhumuzla bile gurbetteyiz. İçimize dönüp samimiyet kuramıyoruz bir türlü özümüzle. Bize fısıldayacaklarından hatta sır olarak biriktirdiklerini duymaktan korkuyoruz sanki. Kendimizle bile iki yabancı gibi ya da laylaylom cinsinden bir umarsızlıkla tüketiyoruz birlikteliğimizi. İlgisizlik mahpesinin soğuk yüzlü hücrelerinde, hicran prangalarına mahkûm etmişiz kendimizi.
Ya en çok sevdiğimizi ifâde ettiğimiz; hayatımın anlamı, canım, aşkım, ruhum, sevgilim, bir tanem vb. gibi çok sıcakkanlı ifadelerle seslendiğimiz canla olan gurbetlerimize ne demeli sevgili yârenim. Birlikte, yan yana olmamıza, aynı ortamları odayı, sofrayı hatta yatağı paylaşmamıza, iç içe, damar ve kan gibi olmamıza rağmen tutsağı olmuşuz görünmeyen mesafelerin. Ne aynı dili konuşabiliyoruz, ne aynı duygunun rûzigârında savrulabiliyor ne de aynı muhabbet yağmurlarında ıslanabiliyoruz sırılsıklam. Onlara hitabederken kullandığımız kelimeler can çekişiyor, tükeniyor âdeta.
Aynı havayı solumamıza rağmen anne ve babamızla, çocuklarımızla ve benzeri canlarla da görünmeyen mesafeler girmiş aramıza bir türlü aşamadığımız. Muhabbet ağacımızı içten içe bir kurt gibi kemiren mülevves bir gurbettir soluduğumuz. İşin bir o kadar daha hatta daha da olan acı yanı ise bu halimizi düşünmeye, kabullenmeye cesaret bile edemeyişimizdir.
Akıl kıyıya vurmadan, duygularımız karaya oturmadan, ruhlarımız alabora olmadan kurtulmanın bir yolunu bulmalı değil miyiz benliğimizi çepe çevre kuşatan ve içten içe çürüten bu ruh gurbetlerimizden?
Yüreklerimizi daraltan sınırları genişletebildiğimiz, yüzlerimiz tebessüm edebildiği, dilimiz muhabbetle döndüğü, ön yargı ve suizan duvarlarını yıkabildiğimiz, affedebildiğimiz, empati yapabildiğimiz, bir can gibi tâ içimizde hissedebildiğimiz takdirde birbirimizi hem coğrafi sınırlardan oluşan gurbetleri hem de ruh dünyamızı hicrana boğan ruh gurbetlerimizi tüketebiliriz diye düşünüyorum, ne dersin?
Biliyor musun can dostum; Kışlar baharlara gebedir, geceler gündüzlere, hayat ise ölüme!
Sanki her şey zıddını, düşmanını büyütmektedir rahminde.
Ya yüreklerimiz! Ya sevdiğimizi söylediğimiz, dost, akraba ve sair olarak bildiğimiz canlara karşı olan soğukluklarımız, yüreklerimizdeki firaklar, dargınlıklar, kin ve garazlar kime ve neye düşmanlığımızdandır dersiniz?
Peki ya kim emzirerek büyütecek vuslat özlemlerimizi, dostluklarımıza ve sevgimize kim kol kanat gerecek, buz tutmuş yüreklerimizi hangi güneş ısıtacak gurbeti kanıksarsak?!
Evet, sevgili yârenim! Eğer kavuşmak ümidi doğurmasaydı yüreklerimiz özlemle, hasret bir kâbus batağı olurdu ve yok ederdi bizi kendi içimizde. Oysa hasrettir kavuşmayı özge kılan, Onun içindir ki; hasretlerimize sarılmalı, onları korumalı, sevmeli ve titremeliyiz üzerlerine. Bir düşünsene sevgili yârenim; Ya hasretini duyacağımız, özlemle yollarını beklediğimiz, kavuşma ümidinin bile yüreğimizi kanatlandırdığı bir can ya da canlar olmasaydı hayatımızda. Ya meyvesiz, kupkuru bir ağaç gibi kalakalsaydık orta yerde nice olurdu halimiz?! Demem o ki can dost; Ürpermeliyiz hasrete hasret bir yüreğin hamalı olmaktan.
Sevgili Yârenim; sadece eğreti değerlerin prangaları olmamalı yüreğimize takılan günler ve yıllar boyu. Yalnızca ömür sermayemizi bir fâre gibi kemiren küçük, sıradan özlemler olmamalı yüreğimizi meşgul eden. Unutmamalıyız ki; dünyadaki her şey bizi O’na; bize hayatı, sevmeyi, sevilmeyi, özlemeyi ve sair güzellikleri ihsan eden ve öğreten Allah’a doğru götüren birer kılavuzdur sanki. Peki sevgili yârenim her şey O’na doğru koşarken, bizim karanlıkların güneşten kaçışı gibi, O’ndan bu kaçışımız nedendir?
Hasretlerimizi yok sayamayacağımız gibi, inkar ve göz ardı edemeyiz özlemlerimizi de.
Eğer özlemlerimizi ıslâh edebilir, ebedi bir özlemin yörüngesine girebilirsek her şey etrafımızda pervane olacak sanki. Öyle bir özlemin özlemine yanmalıyız ki; her şey bizimle birlikte olmanın “zafer tâkı”na konsun ve mutlu olsun.
Sevgili yarenim, can dostum! Düşünüyorum da; Eğer bunca yılın yapraklarını tüketmemize rağmen tüketemiyorsak güzelliklerle aramıza giren mesafeleri, derinleşiyorsa her geçen gün firak dehlizimiz, kopmaz, sapasağlam bir kulpa, kopmaz bir ipe Allah(cc)’ın ipine sımsıkı tutunamadığımızdanmış gibi geliyor bana. Gereği gibi boyanamayışımızdanmış gibi sıbğatullah (Allah(cc)’ın boyası) ile. Etrafımızdaki güzelliklere ve ihsan edilen nimetlere bu gözle bakamadığımızdanmış gibi geliyor, ne dersin?
Sevgili dostum! Sözün özü olarak demem o ki; Güzelliklerle, muhabbetle, mutluluklarla, huzurla, güvenle, adâletle, sevgiyle, dostluk ve kardeşlikle aramıza giren tüm gurbetleri bir bir silmek istiyorsak hayatımızdan. Her şeyden önemlisi ve özgesi; Rabbimizle aramızdaki gurbeti sılaya çevirmek ve gurbeti olmayan ebedi bir sılaya göz kırpmak istiyorsak ıslah etmeliyiz duygu ve düşüncelerimizden yüreğimize yük olan her ne varsa. Çünkü güzel olanlar aynı ortamda bulunmak, aynı havayı teneffüs etmek, birlikte anılmak istemezler çirkinliklerle, güzelliklerine şaibe bulaşır diye.
Fiziki ve rûhî tüm gurbetlere karşı el ele ve gönül gönüle vererek kutlu bir sefere koyulabilmek, kutlu sılalarımızda birlikte olabilmek umut ve dileğimle. 24-6-2022 Yârenin…
YAREN MEKTUPLARI – 12GURBET VE SILA… ile ilgili yorum yok
YAREN MEKTUPLARI – 12GURBET VE SILA…
