FATMA BETÜL UZUNTARLA
Kapanan gözlerin ardında saklı nice anılar vardı. Bazısı hüzün bazısı küçük tebessümler kondururdu dudağın kenarına. En güzeli de neydi biliyor musun? Tebessümlere eşlik eden o anıların, gözlerime yaş doldurmalarıydı. Nereden gelmiştim bu düşüncelere?
Evet yine anılar dünyasının kapısını çalmıştım bu gece.
Sahi kalem kağıda düşünce neydi beni anılar durağına götüren? Neydi karanlığa bürünen göz kapaklarımın ardında yaşanmışlıklara iten? Çünkü satırların beni geçmişe götürme gibi bir huyu vardı. Sonuçta ben buradaydım, gözümün ardında ise yaşadıklarım… Minik bir müzik notasıyla bile olduğum yerden koptuğum anlarım vardı.
Anlar, anılar ve yaşanacaklar…
Bu üç zaman dilimi miydi hayatı çepeçevre saran? Hayatı oluşturan? An dediğin vakit, durdurduğum tüm zamanlar arasından seçtiğim ‘şimdi’ye kapı aralanıyordu. İçeri girdiğimde kağıdın üstünde kelimelere yer veren bir kalem, duvarlardan yayılan bir müzik notasıyla benliğim selamlıyordu beni. Bu kadar kısaydı işte, olanı açıklamak anı tarif etmeye yetiyor, artıyordu bile. Bu yüzden ânı anlatmaya gerek duymuyordum çoğu zaman. Çünkü an, yaşanılacak bir şeydi “anı yaşa!” gibi…
Peki ya yaşanılacaklar, onlar da anlatılmaya değer mi sence diye soruyordum kendime. Yaşanılacakları bir miktar planlar çok miktar hayaller oluşturuyorken kurulacak cümlelerin kifayetsiz kalacağı pek çok satır belirdi zihnimde. Öyle ki pek çoğunu hayallerin oluşturduğu yaşanacaklar, kelimelere dökülmek yerine zihinde canlandırılacak nadide parçalardır. Evet nadide parça. Her bir hayalin ruh haline göre değiştiği, imkânsız olanın bile ulaşılabildiği bir yerin oldukça değerli olduğu yadsınamaz bir gerçek çünkü.
Belki de anı dediğim; yaşananlardan bile hızlı varılabilen hayaller, pek çok kimsenin kıymetini bilemediği bir yaşam alanı. Zaman zaman âna kendini kaptıran her insanın hayal kapısı kapanıyor, insan var olan yaşamın içine sıkışıyor. Sıkıştığını ise ancak yaşamından ayrılmak istediğinde fark ediyor. Neyse ki merhametli olan bu kapı, her istediğinde açılabilen cinsten.
Anılar…
En başından beri konusunu ettiğim anılar, hayaller ile beraber insan zihninin en güzel yanlarından biri. Hayal kadar hızlı ulaşılmayıp parça parça da olsa hatırlanabilir bir yapıda. Ama anılar, yaşanan güzellikleri tekrar tekrar yaşama uyarlama konusunda oldukça maharetli. Bir masanın etrafında oturularak atılan kahkahaları, yüzdeki gülümsemeleri o masaya bakınca görüp duyabilmek ne kadar sürer? Peki çekmecenin ilk gözündeki hediye edilmiş bir kolyenin, ellerinize bırakılışını hatırlamak ne kadar? Yine kitaplığın orta rafında durup size göz kırpan bir kitabın satırlarına dalmak, sayfalarını çevirirken çıkan hışırtıyı duymak ne kadar sürer? Evet hayal etmek de bu kadar kısa sürede meydana gelir ama hiçbir hayal, yaşanmışlığın gerçekliğini veremez insana. Anılar ve yaşanacaklar derken bu satırların oluşmasını sağlayan ânımı da göz ardı edemem tabii ki. E her ne kadar desem de ben de anımı yaşıyorum tıpkı şu an da yarınımı, dışarının soğuğunu, odamdaki saatin tik taklarını zihnimde kapatıp bu cümleleri kaleme aldığım gibi…
