SEDA NUR ÇALIŞKAN (Bişnev Dergi Yaz 2021)

Geçen gün bir teyzeyle tanıştım. Beklediğim tramvay durağında şiddetle yanıma oturdu. Sanki kırgındı bana. Kızgın, küskün, anlamsız baktım yüzüne… Yavaş yavaş konuşmaya başladığını hissettim. Kalbini tutuyordu, bu kadar yaşa rağmen hâlâ zarif ve ince parmaklı elleriyle. Fakat konuşmuyor, sanki gözleriyle bana bir şey anlatmak istiyordu. Derin derin bakıyordu gözlerimin içine, onu konuşturmam için yalvarıyordu sanki. Ben bunca garipliğe şaşırmama rağmen bir şey demiyordum. Zaten ne diyecektim ki? Kafamı çevirdim, derin bir nefes alıyordum ki, “ben” dedi. Döndüm, sanki çok önemli bir şey söyleyeceğini hissediyordum, diktim gözlerimi gözlerine. Ben, ben demenin diyebilmenin gururunu yaşıyor gibiydi ama yok daha derin bakınca teyzenin yüzüne sanki içinde ezik bir burukluk hissediyor ve bu burukluğu da

benim anlayabilmem için olanca gücüyle yüzüne yansıtıyordu. Zamanın geçtiğini bile kestiremiyordum sahi ya geçiyor muydu zaman, gitmeyecek miydim ben, Bu kaçıncı tramvaydı? Binmemiştim, binmemişti..

Önümden süratle geçen tramvaydan kafamı çevirip tekrar teyzeye döndüm. İçimde tarif edemediğim bir duygu vardı. Neydi bu sinir mi, heyecan mı, sabırsızlık mı? tam kestiremiyordum. Sanki teyzeye bağırıp, “anlat söyle ne diyeceksin?” diyecek gibiydim ama yok. Elimi, dilimi kaldıramıyordum. Teyze yüzüne vuran ılık rüzgarı dinliyordu. Belki de benden vazgeçip, onunla konuşuyordu. Teyze gözünü kapattıkça rüzgar daha sert esiyordu. İçim ona sımsıkı sarılmak istiyordu en içten, en duygulu ama bir taraftan da yüzünü ilk defa gördüğüm bu teyzeye sinirli gibiydim, bana her baktığında kaşlarını çattığını seziyor ama görmüyordum. O böyle baktıkça iki düşman yan yana oturmuş ama birbirlerine zarar verecek güçleri kalmamış gibi bir gerginlik hissediyordum. Nihayet bu gerginliği yırtan bir ses, telefonumun sesiydi. Bir anda bu gergin, kasvetli bir o kadar da maneviyat içeren havadan kurtulacağımı hissettim. Elimi uzattım, heyecanla açmaya yeltendim ki teyze birden elimi tutup, “ben!” diye bağırdı “bana vakit ayır artık ben” dedi. Bir şey demedim, hiçbir tepki veremiyordum. Sanki etraftakiler de anlaşmış gibi ikimiz arasında geçen bu konuşmaya dönüp bakmıyordu bile biz orda yok gibiydik. Başımı değil, kirpiklerimi eğdim. Ne demekti bu, niye böyle demişti bu teyze?

Kimsin, nesin, ne diyeceksin diyemiyordum, demiyordum. Nihayet benim tayin edemediğim bir zaman sonra teyze yüzüme baktı, bu sefer kaşlarını çattığını hissetmiyordum. Şefkat doluydu bakışı. Gene minnetle sarılmak istedim bu teyzeye ama üstümde kestiremediğim bir ağırlık var gibiydi. “Gözüme bir şey kaçtığında ve kısa süreliğine kapadığında bunun bir sebebinin olduğunu düşünürüm. Mesela, önümden geçtiğimde kötü bir şeyi görmeme engel olmuştur. Ya da kulağım tıkanıp kapandığında sorgunun en şiddetli olacağı günde hesabını vermek zorunda olacağım çirkin bir sözü duymayayım diyedir. Okuduğum bir kitabın, dinlediğim bir şiirin, yazdığım bir yazının hatta yediğim bir ekmeğin bile ulvi, ruhi ve dini bir sebebi olduğuna inanıyorum. Sonunu bilip yürüdüğüm yolların bile bir düzeni olduğuna inanırım. Bir kuş cıvıltısının bile bu evrende büyük bir sebep işgal ettiğine kalbim mutmain. Gözümü kapatıp evreni, hayatı, olanı biteni düşündüğümde bana ve insanlığa verilen bir çok hediye olduğunu görüyorum.

Evet bunları her gün görüyor, her gün bunlardan yararlanıyorum ama bu muntazam düzene şükrüm pek az. Bir gün içerisinde aradığım sorduğum çok insan var fakat bu kadar insan içinde Rabbim yok (evvel kendi nefsime). Derin bir telaş içindeyim bir koşuşturma sürekli daha ileriyi hedefliyorum. Bu güzel bir şey ama bu koşuşturmada Rabbi unutuyorum. Kalbinde taşıdığın yükün ağırlığının farkındayım. Varlık alemi geniş ve bu alemdeki her var bir gün yok olmaktan korkuyor. Ama sen korkma. Buradaki varlığın taşa kayaya bağlı değil, elbet geçecek. Burada var olduğun sürece diğer var olanların hayatlarına ve kalplerine dokun. İçindeki sana değer ver! Düşünce ve fikirlerinin bir kimliği olduğunu unutma.“ teyze bunları söyledikten sonra ayağa kalktı, gitmek ve kalmak arasında ufak bir çizgide takılıp kalmıştı sanki. Dönüp “kim olduğumu sormadım” dedi. “Dur bir şey söyleme. Ben senim, seni sen etmek için geldim. Böyle yaşlı olmam seni şaşırtmasın çoğu insanın ruh yaşı kendinden çok önde gider.” Sonra döndü yürümüyordu ama gittiğini hissediyordum.

Hareket etmiyordu ama gitmişti. Gözlerimin tek bir noktada donup kaldığını ancak tramvayın gürültülü sesiyle fark ettim. Sabit olduğu yerden gözlerimi kaldırıp sağa sola gezdirdim. Dudaklarımdan teyze kelimesinin döküldüğünü hissettim. Gitmiş miydi? Ya da zaten hiç gelmemiş miydi? Ayağa kalktım sanki içimde teyzenin sesi yankılanıyordu sanki değil öyleydi içimden benimle konuşuyordu. Niye şaşırıyorum ki kendisi demişti o bendi, bendim o içimdeki ben. Anlamıştım; içimde çelişki yaşadığım, çoğu zaman ilgilenmediğim, unuttuğum içimdeki ben, beni kendime getirmeye gelmişti. Yürüdüğüm, hedeflediğim ve ulaştığım her yere seninle beraber gideceğim teyze, hayır hayır içimdeki ben. Buyurun o vakit içimizdeki bizi bir kulak verelim.

Hiçbir fark ediş boşa değildir.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin