ŞENGÜL TEKE
Küçük kar tanesi ile tanışmamız bu yıl karın ilk yağdığı akşamda oldu. Kristal ve o kendine özgü şekliyle eşsiz bir mücevher gibi parlıyordu. Siyah kadifenin üzerindeydi, onu merceğimin altına yerleştirdiğimde ve güzelliğiyle göz kamaştırıcıydı kelimenin tam anlamıyla. Dokunsam güzelliğine zarar veririm diye dokunmaya korkuyordum, o yüzden dokunmadan hatta sesimden bile ürker diye düşünerek bir ibadet sessizliği ile uzun uzun seyrettim onu.Narinliği ve zerafeti her halinden belli oluyordu, onun yanında kırarım diye konuşmaya çekiniyor, güzelliğinden bakmalara kıyamıyordum.Her kar tanesinin elbette kendine özgü türlü türlü güzellikleri vardır ama böylesine dantel gibi oylum oylum pırıltılar saçan iri bir kar tanesini Allah benim önüme çıkarmıştı işte.Onu Allah’ın ne denli özenle yarattığını ve böylesine bir sanat eserini yaratanın kim bilir kendisinin nasıl bir güzelliğe sahip olacağını tefekkür ettim onu seyrederken. Ama bir saniye! Kar tanem yavaş yavaş kadifenin üzerinde ıslaklık bırakarak erimeye başlamıştı.Tıpkı her güzel şeyin, her güzelliğin bir sonu vardır; sonsuz olan yalnız Allah’tır unutma, der gibi gözlerimin önünde eriyip gidiyordu. Ne yaparsam yapayım bu sona mani olamayacağımı, güç yetiremeyeceğimi çaresizlik içinde yüreğimin derinliklerinde hissetmenin acısıyla yine bir ilahi mesajı da fısıldıyordu içimdeki ses. Fani olan hiçbir şeye bağlanma, ne kadar kalsa da, bir gün işte böyle bir anda elinden kayıp gider elinden de sen hiçbir şey yapamazsın. Elin böğründe üzgün kalırsın orta yerde. Güzelliği gör ama bu görüş seni onu yaratana götürmedikten sonra ne anlamı var? Bakışın onu yaratan sanatkara ulaştırmıyorsa bir anlamı yok. Güzele güzel bak, boş boş bakma. Allah’a bağlanan asla kaybetmez, herkes gitse o gitmez, o her zaman bizimledir. Kar tanem, benim dünyalar güzeli kar tanem tamamen erimiş, o köşeli çerçeveleri birer birer kaybolmuş, siyah kadifenin üzerinde ıslak bir siyahlıktan başka bir şey kalmamıştı. Biz de böyle olmayacak mıydık bir gün? Kara toprağın içinde önceleri balçık sonra kupkuru bir kara toprak değil miydi insanoğlu? Geriye ne mi kalacak bizden? Tıpkı kristal kar tanesi gibi çevremize yansıttığımız küçük bir ışık haresi, beyaz mutluluklar, belki bir nebze serinlik, bize yaklaşanlara hissettirdiğimiz duygular… Kar tanesi güzelliğiyle, onu yeryüzüne getiren melek gibi masumluğuyla anılacak. Peki ya biz belleklerde nasıl bir iz bırakarak tamamlayacağız bu dünyadaki görevimizi?
