RABİA IŞIK
Dünya değil mi?
Bizi hep bir koşuşturmaya tâbi tutan..
Dünya değil mi?
En sevdiğimizle imtihan eden..
Dünya değil mi?
Hırsıyla insanı içine çeken..
Dünya değil mi?
Mal için ömür harcatan..
Dünya değil mi?
Hep bir beklentiyi karşılatan..
Hayata nereden baktığın ve senin hayatına nereden bakıldığı asıl mesele. İsteklerini, hedeflerini, yaşam biçimini düşünürken “mutlu” olmaya, rahata etmeye programlandık.
Gerçekten istediğimiz hayat bu mu? Hep bir fazlası veya bir yükseği mi? Ne için çabalıyoruz?
Sorular ve çıkmazlar..
Kafa doluluğu farklı bir mevzu; çayın suyunu kaynattığınızı sanıp soğuk çay içirir size.. Telefon elinizdeyken kayıp olduğunu sanıp elinizdekini aratır size..
Bu noktaya gelmek ve gerçekten bu noktada olmak kolay olmadı. Beklentileri karşılamak için hep bir durdurulduk yâda bir engelle karşılaşıp zamana geç kalır olduk. Hiçbir yere tam zamanında varamadık çünkü bir arayışın peşindeydik veya bir yaşanmamışlığı karşılamak ile meşgul olduk.
Peki yolun sonu nereye çıkacak? Çıkan yol bizim kararımız mı yoksa bizden beklenilen yaşantının kararları mı olacak?
Hiçbirimiz özgün değiliz aslında. Hepimiz ya direktif alıyoruz ya rıza bekliyoruz. Bizden istenileni yani olması gerekeni yaşıyoruz. İyi bir meslek sahibi ol, iyi bir eş ol, iyi bir ebeveyn ol, iyi ol.. Hayatımızda her şeyin kötü gidip beklentilerin “iyi” olması fazlasıyla ironik.
Bu yazı düşünce selinin çıktısı.
Bu yazı arada kaybolmuşluğun simgesi.
Daha evvelden “bakmasını bilene Çoban Yıldızıyız” demiştim ama artık güneş görünmüyor. Bu nedenle Çoban Yıldızı arada bir de olsa belirmiyor…
Haydi dağılalım, gerçi hiç toparlayamadık ki dağılalım.
Selametle.
