RUKİYE KAYA (Bişnev Dergi 3. Sayı Kış 2022)

Parmak uçlarında yükselir dansçı, bedeni kıvrılıverir denizin dalgaları gibi. Notalara eşsiz uyumu gözler önüne sermek için çırpar kollarını. Yüreğinde inceden heyecan sızısı, savrulur, uzuvları geçer birbirine. Estetik şölenin tadına doymak istemesin seyirci, hedef bellidir. Lakin ben… Neden bir fanusun içindeyim? Dörde bölünmüş ufacık dünyam. Bir yanında kar taneleri süzülür usulca. Dans ile savruldukça narin dokunuşlar yapar buz tenime. Döndüğümde güneş gözlerimi kamaştırır. Sıcak kumsal parmaklarımın arasına dolar. Öteki yana, dizlerimin üstüne düşerim. Şiddetli sağanakta sırılsıklam kıyafetlerim. Çamur açıkta kalan tenimi boyar. Dökülmüş kuru yaprakları avuçlar doğrulurum.

Yumuşacık ışıklar, hafif meltem, renklerden oluşan umut kokan bahçe… İşte o anda sıkıştı kalbim. Dansı kestim çünkü benden daha eşsiz olduğu su götürmez gerçekti. Arkamı dönüp fanusun mevsimlerle kaplı köşelerine bakındım. İçler acısı bir sahneydi bu! Dünyam dediğim cam çeperlerin tepesini kara bulutlar kaplamış. Sonbaharın balçığı eriyen kar yığınıyla buluşuyordu. Deniz katranla bulanır gibiydi, altın rengi kumsal gömülüyordu. Adımlarım geriye sayarken sırtım camla buluştu. Parmaklarım kalbimin üstünü kavradı, korkuyordum. Huzur bulduğum bu köşeye ya taşarsa siyahlık? Beni de yutarsa sığındığım dünyada? Ne yaparım bilemiyorum. Nefeslerim sıklaşırken durdu katran ve mahvettiği yerlerin duruluşunu izledim. Kucağıma düşüp kurumuş çamuru yıkayan gözyaşlarım ile kaldım orada. Durduramıyordum, içimde camları sarsacak yükseklikte çığlıklar saklıydı. Ağzımı açmamla kapamam bir oldu. Kızaran gözlerimi fanusu dışarıdan izleyen dev insanlara çevirdim. Elleriyle dengeyi alt üst eden o varlıklara. Bir hayata karışmak bu kadar kolay mıydı? Gelişigüzel uzanan kollar içeride nelere sebep olmuştu görüyorlar mıydı? Neden çığlıklarım dökülmüyordu dudaklarımdan? Hışımla kalktım ayağa. Hala kelebekleri ağırlayan, huzurla akan deresinde dinlenen hayvanları olan köşeme baktım. Gür ağacın gövdesine dolandı kollarım. Nasıl olduysa sessiz hıçkırıkların geldiği uzun çalılıklara odaklandım.

-Hey! Orada birisi var mı?

Bir kılıç çıktı ve dereden hayvanlara kadar tüm gürültüyü kesmiş gibi çöktü sessizlik. Ufak bir çocuk üstü başı toprak doğruldu. Yanakları kırmızı ve ıslak, gözleri cam gibi parlak ama hüzünden… Dizlerimin üzerine çöktüm ve sesimi en yumuşak tonlardan yakaladım.

-Sen kimsin küçüğüm? İyi misin?

Sorumla dudakları ince bir çizgi oldu, kaşları güzel gözlerine gölge gibi indi. Parmakları kalktığı gibi arka tarafı ok misali hedef aldı. Gösterdiği yere döndüğümde cam fanus iki çift cam deliğe dönmüştü. Birbirine girip yok olan köşeler karanlığa gömülmüştü. Şaşkın tekrar küçük bedene döndüğümde parmak ucu titriyordu. Dudakları belirsiz aralandı.

-Ben, senim. İyi değilim. Sığınağımı keşfettin, karşındaki varlıklara söyle. Burayı bulamayacaklar. Sen buraya küsüp, burayı da ifşa etmezsen!

Sona doğru yükselen sesiyle olduğum yerde buz kestim. Kendi kendime sayıklıyor, özürler diliyordum. Parmak uçlarıma odaklı sayıklarken minik parmaklar avuçlarıma kayıp içimi ısıttı. Gözlerimiz buluştuğunda gülümsedik.

-Bizi bulmalarına izin vermeyeceğim. Geriye kalan tüm varlığımız dışarıdaki dünyaya karışsa dahi özümü sana emanet ettim, dokunamayacaklar…

-Yapacağına inanıyorum. Gözlerini benden çekip iki cam kaplı deliğe çevirdi. Yüzü soldu bir anda on yıl yaşlanmış gibi mimikleri değişti.

-İlginç değil mi? Böyle yaşamaya mahkumuz ya da uyum sağlayıp tüm ruhumuzla hayata karışmaya. Eskiden buralar eşsiz güzelliklerle doluydu. Her yıl üzerimize rakam olarak bindikçe hadsiz eller uzandı içeri. Darmaduman etti! Acımadılar biliyor musun? Ruhumuzu parçalarken kimse acımadı! Yaşamaya çalışırken bize benzeyen ruhlar buldum. Çok güzellerdi, hepsini hayatıma katmak istedim. Yapamadım… Kimisi elimi bıraktı, kimisi yok oldu, bazılarını ise… En acısı onlar. Ben tutamadım, gücüm yoktu. Kalanları tanıyorsun.

Başı öne ağırca düşüp iki yana sallandı. Titreyen ellerimle yumuşacık saçlarını okşadım. İçimdeki korumacı duygularımla ona destek olmak istedim.

-Artık seni biliyorum küçüğüm. Ellerini bırakmayacağım. Yanımda kalan, bana uğrayan çocuk ruhları da bırakmayacağım gibi. Derin bir nefes alıp arkamı dönüp balçık ve kar ile karışık yere bastım adımlarımı.

-Burayı asla unutma! Sen ve sana ait ne varsa burada. Bizi sakın unutma.

Gözlerimden yaşlar süzülürken, dudaklarım inadına eşsiz gülümseme ile gerilirken tırmandım. Kendime geldiğimde sinirden sıktığım yumruklarımı gevşettim. Karşımda dakikalardır hakaret yağdıran kişiyi elimin tersiyle itip dışarı çıktım. Yağmurla karışık ferah gecenin kokusunu ciğerlerime doldurdum ve kahkahalar eşliğinde evimin yolunu tuttum. Benim dünyamın notaları, benim dansım. Gösteriye müdahale yasak! Otur ve yerinden eşsiz var oluşumu, savaşımı izle.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin