FATMA ZEHRA AKYİĞİT
Hep bir çıkmaz sokak olur yalnız yanımız
Yolunu arayanların bilmeziye uğradığıyız
Gelenimiz gidenimiz çok olur, misafirperveriz
Göçenimiz yad elde yurt bulur, kalan firakı yudumlar içimiz
Hep bir yalnız sokak olur karanlıklarımız
Gözler önünde sararır solar lambalarımız
Perde arkasında özleriz aydınlığı, özde sancımız
Sanki dünya gurbet bize, zaman hancımız
Yolcuyuz yolumuzda erek; inancımız
Hep bir yanlış sokak olur vardım sandıklarımız
Yoklar bizi de ara sıra sınar yol sapaklarımız
Gaflet uykusundan uyandırır bizi göz çapaklarımız
Çatallanır çöl serabı misal yalan, sahi sandıklarımız
Geri dönsek ne değişir, kalmış mıdır yarınımız
Doğru bandı varsa şu sokağın, verin, yapıştırırız
Var yaramız zira, nefs itleriyle hayli savaşmışız
Hep bir ümit taşır çocuk gibi sol yanımız
Bir anne nefesiyle üflenmeyi bekler kanayan bacaklarımız
Hayaller kurdurur bembeyaz dolunaylarımız
Ellerimiz yastık, tavan mehtap olur, gece yorganımız
Bazen hatıralar olur bazen amaçlar çoban yıldızımız
İmtihan ili dünyanın, masum otlayan kuzularıyız
Dar sokakların, yarası kabuk bağlı, sesi kahkahalılarıyız
Hep bir amin yaşı akıtır özden dualarımız
Bir ömür geçer inceden yıl yıl yaş alırız
Beylik sözler düşer dilimize, cüml’aleme ağayız
Kolay değil tabi bunca dert görmüş yine de yaşamışız
Bir pervane dolanır sokak lambasının sıcaklığında
Lâl olmayı, onun yanık kanatlarıyla bile isteye ölüşünde anlarız
Aminlerin kollarına, Hakk, hikmeti ilmek ilmek ördükçe sarılırız
Hep bir tebessümler takarız dudak kıyılarımıza
Hiç olmazsa gamzemize biraz neşeyle huzur dolar
Hüznümüz tatlandıkça tatlanır içi gülen bakışlarımızda
Oynamak isteriz mutlu mutlu, bir daha çocuk olamasak da
Hep bir iz kalır çizgi çizgi yanaklarımızda
Görmezden geliriz onları aynamızda
Her gün bir başka ben sırıtır yapmacıkça
Bir ezgi fısıldar şu satırlar dimağımıza
Yüreğimizin ayak sesleri kara karanlıkta kapkara karınca
Hangi iz nereden kaldı, adımlarca hatırlasak da
Affederiz, büyüklük Allah’a mahsus ya
Küçücük kalır emmaremiz, O’nun “ol” emriyle “var”ız ya
Hep biriz gibi gelir aynı medcezirle yorulunca kalbimiz
Ummanlara savrulan bulut külleri gibi ruhsuz, bedensiz
Katil rüzgârın adımızı mezar taşına bıraktığı maktulleriz
Onca bıkmışlık ardından, bir söğüt altında dirilir, nefesleniriz
Binlerce kusurumuzla gizliden, günahsız ağızla aminleşiriz
Hep mi böyleyiz biz,
Ne kadar yorsa da yaşamak suçu içimizi,
Yine öyle yaramaz bir çocuk gibi hayra yorarız her bir şeyi
