FATMA ZEHRA AKYİĞİT

İçimde yangın,

Soğuk; güneş ve kar.

Nefesime ah dedirten

Titrek sancı,

Gözlerimde yabancı bir nâr,

Nûra muhalif olmayan bir nazar.

Sesimde kıvılcım,

Harflerimde şiir tınısı,

Buz dağı ağaçların dallarında kar,

Ardında sokak lambası-

Yanan, soluğumda yaralı buhar,

Mahzun bakışlarımda donan buğu…

Ah! Konuşabilsem…

Gerek mi var?

Sükût sıcak, kelâm hangi mevsim?

Bilmem, kalemin diline düşen nedir,

Daha doğmadan boğazından asılan

O his nedir? 

Bilmem, akıl ne der bu hâle 

Ne der insaflı bir bilge şu melâle?

İçimde bir yumru hâlâ yanıyor.

Güneş, kızıllaştıkça daha da üşüyor.

Kar; ağaç dallarında grileştikçe

Ayaklarımın izinde çukurlaşıyor,

Gölgeli bir turunculukla doluyor içi.

Kirpiklerimde ne biçim bir acı!

Ellerim karıncalanıyor.

Zihnimde hareketsiz kelimeler,

Bam tellerimde ehlileşiyor sesler.

Sükûn buluyor fark ettirmeden

Kalbimin beşer yanında cûşa gelen

Tüm sevmeler

Buruk bir ayrılık acısı gibi hissettiriyor.

Fakat hiç kavuşulmamış bir hayâlden gidiş…

Hakikate iştiyak duyan ilâhi bir seviş

Dolmak ve taşmak istiyor.

Ve tek şartı beni benden isteyiş…

Hak etmeyişini bilmesi mahcubiyetimin

“Ben” dediği ne varsa!

Vazgeçiş…

Kim için?

Ah! Susabilsem!

Öyle latif, öyle zarif, öyle narin…

Ey Soğuk güneş!

Ey kar!

Ey!

Ey Aziz dostu bir kimsenin!

Ah! Gidebilsem!


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin