NİHAL SOY
Ahlak; aklı selim birisinin özgür iradesi ile bilerek yaptığı davranışları, insanın yaptıkları ettikleri hakkında iyi ve kötü şeklinde değerlendirmelerde bulunmasını sağlayan kurallar anlamına gelir. Ahlak aynı zamanda insanın kötü işlerden korunması, iyi ve güzel davranışlar, alışkanlıklar edinmesi için gidişat yolu belirler.
İslam, ahlaka insanı ve toplumu korumak için önem vermektedir. Ahlak her insan için önemlidir. Peygamber efendimiz (s.a.v) söz ve davranışlarında bu konunun üzerinde hassasiyetle durmuştur. Bildiğimiz üzere Peygamber efendimiz (s.a.v) en güzel ahlak timsalidir. Onun ahlakı Kur’an ahlakıdır.
Bireylerin eğitilmesi, yetiştirilmesi, karakterlerinin oluşumunda en önemli faktör ailedir. Bu yüzden insanın iyi ve ahlaklı bir karaktere sahip olması için doğumdan başlayıp ergenlik çağı, gençlik dönemi ve hayatın sonuna kadar devam eden gerekli disiplin ve eğitimini görmesi gerekir.
Çocukluk ve gençlik dönemi bir yandan bilgi ile empoze edilirken diğer taraftan güzel ahlakla kendini harmanlayıp alışkanlıklarına, davranışlarına ahlak ve erdem kavramını yerleştirmesi gereken bir dönemdir.
Anne-Babaların çocuklarını basmakalıp robotik bireyler değil de ahlak sahibi, düşünen, kendi tanıklığını keşfeden kavrayan bireyler olarak yetiştirmesinde çok önemli rolleri ve görevleri vardır. Çocuğa küçük yaşta verilecek ahlak eğitimi yaşam boyunca onun yanlış olaylara girmesini engelleyecek ve doğruları teknik olarak kullanıp hayatına yön verecektir.
Yaşanmış şu hikayede ailede ahlak eğitiminin kişiyi yanlışlardan koruyarak hayatına ne şekilde yön verdiğini görelim.
Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye. Tam işyerinin önüne geldik. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı. “Üstü kalsın kardeşim.” dedim. Döndü bana doğru, “Vaktin var mı ağabey?” dedi. “Evet.” dedim. Trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Bir büfeye gidip geldi. Bana 25 kuruş uzattı. Belli ki parayı bozdurmuş.
“Birader, 9.75 değil, 10.50 yazsa benden 50 kuruş ister miydin?” dedim. “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!” dedi. “Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.” deyince bana döndü “Vaktin var mı ağabey?” dedi. “Var.” dedim. “Çek kapıyı o zaman.” dedi. Beş dakika konuştuk.
O kadar eğitim aldım; eğitimcisinden, profesöründen, bilmem kiminden. O taksicinin beş dakikada öğrettiklerini, o hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
“Ağabey biz beş kardeşiz. Babam işçi, günlük işe giderdi; artık inşaat falan, ne iş bulursa çalışır gelir. Tabi her zaman iş yok. İş bulamadığı günler biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize durun kalkmayın derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”
“Ne anlatırdı baban?” diye sordum.
“Hayatta nasıl başarılı olunur falan. Tabi bize garip gelirdi o zamanlar. O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklarına hayatta başarılı olma teknikleri anlatıyor diye. Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi. Delik bir çorap giyer, pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp ‘Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın.’ diye babam gibi konuşurdu, biz de gülerdik. Annem kızardı ‘Babanızla alay etmeyin, o hem dürüst hem de çalışkandır.’ derdi.
Bizim yan evde de iki kardeş vardı. Onların babası zengin, birahane işletiyor, adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiçbir şeyimiz olmadı, hep o yan evdeki ikisinin eskilerini kullanırdık. O amca mahalleden geçerken biz beş kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Aynı zamanda hediye, para falan hak getire. Ama babam eve gelince ayağa kalkmazdık.
Ağabey gün geldi biz o günlük işe giden babamızı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa beş katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ise bakkal veresiyesi ve konuşmalarından başka bir şey bırakmadı. ‘Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.’ falan filan. Ağabey, aradan 15 yıl geçti… Diğer babanın iki oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne araziler. Ailesi dağıldı. Biz beş kardeş, beşimizin taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.
Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: ‘Asıl mirası bizim baba bırakmış.’ Hepimiz ağladık. Beş kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür. Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız.”
İşte hikâyemizden de anlaşacağı üzere ana babalar evlatlarına mal mülk bırakmak için değil; güzel değerler ve ahlak kazandırmak için çaba harcamalılar. Peygamber Efendimizinde (s.a.v) buyurduğu gibi “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.”
