NİHAL SOY
Yaşantımız beklentiler üzerine kurulu. Düşünsenize ne çok beklentimiz var şu kısacık hayattan. “Keşke beni anlasa, duysa, görse” dersiniz. Nasıl zorlu bir hayat yaşadığınızı, yaşadığınız zorlu hayata tutunmaya çalıştığınızı görmek istemeyenlere. “Keşke anlasa, keşke yanımda olsa da destek verse elimden tutsa” ya da “keşke dinlese” dersiniz. Dinlemiş gibi yapıp iç sesinizi duymayanlara!
Susar söylemez beklentilerini. Umutların yok oluşları değil bu susma, tam tersi kendi başına ayakta durma zamanının geldiğini gösterir hayat. Hissettirmeden sessizce… Beklentiler insanı yaralar. Daha sonra farkeder insan mutluluğun kimseden birşey beklememekte olacağını.
Ya biz? Hep bir insandan beklentimiz var, kendimizden beklentimiz ne? Aslolanın bu olduğunu hiç düşündük mü, bunun ne kadar farkındayız? İnsanların birbirinden bir şey umduğu doğru. Ama insan kendinden daha çok şey umuyor. Kimisi başarı umuyor kendinden. Çok başarılı olmak, en iyi olmak ya da en becerikli, en yetenekli, en çok parayı kazanmak, en çok sevilen kişi olmak aklınıza ne gelirse. Kendini veba ediyor bu emellere ulaşmak için. Başaramadığında da yine kendinden alıyor hırsını çünkü insanın en büyük hayal kırıklığı kendindendir. İnsan en çok kendine kızar, kendiyle hesaplaşır.
İnsanın iç boşluğunu ancak toprak doldururmuş. Bir türlü doymazmış. Doğru her şeyin en iyisini en güzelini bekliyoruz kendimizden. Ama bir türlü memnun olamıyoruz. Çünkü her insan kendini tam anlamıyla kabul etmez. Beklentileri bitmez, ömür bittiği gün beklentileri de biter.
Sonsuzluğa ulaşana dek hayallerimizdeki ‘Ben’e ulaşmak için çırpınıp duracağız. Beklentilerin ayarını iyi yapmamız gerek, fazla beklenti fazlasıyla hayal kırıklığı doğurabilirken hayattan hiçbir beklentinin olmaması da yaşarken öldürür insanı. Galiba en orta yolu en doğrusu kimseden fazla beklentin olmadan, hayattan güzel şeyler beklemek, kendinde ayaklarının üzerinde durabilme cesareti bulmak, yeri geldiğinde parçalarını yerden toplayabilme kuvveti bulmak kendinden…
