NİHAL SOY

Gecenin sessizliğinin uğultusundayım bu aralar. Düşüncelerimle kalbim arasındaki yol çok uzun aşamıyorum. Bembeyaz sisli bir yoldayım, nereye dönsem buğulu etraf. Ne gecenin sessizliğindeki uğultudan, ne de o sisli yoldan bir türlü çıkamıyorum. Bir el bekliyorum beni bu git-gel den çekip çıkaracak. Sessizlik duygularımı oyup içimi boşalttı, cümlelerimi çaldı. Hecesiz, kelimesiz, varlığını kaybeden duygularımla bensiz kaldım.

Yine gecenin sessizliğinin uğultusundayım. Çaresiz, susmuş, beklentimi kaybetmek üzereyim. Bazen gecenin o sessiz uğultusunda çığlık yaratmaya çalışıyorum. Bu belki üzerime konan kelebeğin dokunuşları belki de her şeyden habersiz uçan ateş böceğinin kanat çırpışı. Kulağımda çınlıyor. Ama kendi müziğini çalıyor içim hiç umursamadan. İç sesim yorulmuş kendime sorduğum sorulardan, o da susmuş, konuşmuyor.

Bugün günlerden yağmur; etraf çok sessiz, sulu boyanın kirli suyuna bir damla mavi atılmış gibi gökyüzü. Kuşlarda da çıt yok kanat çırpmadan süzülüyorlar. Yağmur başladı. Pencere önü çiçek saksıma damlalar düşüyor pıt, pıt, pıt… Düşen damlalar beni sessizlik içinde dinginleştirirken yapraklara nefes olup can veriyor ses getiriyor. Bu ses midir sessizlik mi anlamıyorum. Bana dinginlik veren pıtırtı diğer bir canlıya ses oluveriyor, nefes oluveriyor.

Sessiz dünyamda ses özlerim. Bazen de gürültülü dünyamda amaçsız sesleri duymamak ne iyi derim. Sessizlik hem iyi hem kötü. Bazen ses gerek nefes gibi hayat veren, bazen sessizlik gerek o sessizlikte kaybolmak, hayatı, kendini dinlemek için…


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin