İBRAHİM ŞAHİN
Biliyor musun; İçim kıpır kıpır sevgili yarenim, yüreğim kanat kanat.
Tarifinden aciz kaldığım bir coşku kuşatması altında hissediyorum kendimi.
Mutluluk denilen şey bu olsa gerek.
Umarım sen de çok mutlu zamanlar geçirdin ya da şahitlik ederek mutlu oldun başkalarının mutluluklarıyla bu bir haftalık ayrılığımız süresi içerisinde sevgili yarenim. Çünkü insanlar kendi başarıları ya da kazanımlarıyla mutlu olurken aynı zamanda başkalarının mutluluklarından da mutlu olan, onların mutlu oluşlarından dolayı da yüreği kanatlanan bir varlık olmalı halinde sıra dışı bir değere sahip olabilirler bence.
En çetin yoksulluk duygu ve sevgi yoksulluğudur sevgili yârenim. Ondandır ki haset, çekememezlik ve benzeri duygular insanı insanlıktan çıkarır bir başka mahlûka dönüştürür. Ondandır ki bu tür insanlar yalnızca kendi mutluluklarıyla sevinebilirler.
Biliyorum merak ediyorsundur mektubuma başlarken tasvir ettiğim ruh halimin nereden kaynaklandığını. Beni bu kadar mutlu kılan şeyin ne olduğunu, haklısında sevgili yarenim.
Biliyor musun sevgili dostum; Varlıklara ve hayata dair her ne alanda olursa olsun yaptıkları güzel işlerde başarılı olmuş, olabilmek için gayret göstermiş, emek vermiş, gecesini gündüzüne katmış, uykuları gözlerinden sürgün etmiş, yaşam konforu olan birçok haklarından feragat etmiş fedakâr insanların marifetiyle yaşanılır bir hale gelebilmekte, bu insanların özverileri ile nefes alabilmektedir dünya.
İnsanlık hali olarak bu insanların niyetleri farklı farklı da olabilir. Kimisi mal, makam, şöhret kimileri de idealist bir çıkışla insanlık ya da kâinat için, yaşanan hayatın en kolay, en naif, en verimli bir şekilde yaşanılabilmesi, yaşam kalitesine, huzura, mutluluğa katkı sağlayabilmek maksadıyla ortaya koyabilir bu gayretleri hepsi de alkışlanmaya, takdire ve duaya değer girişimlerdir.
İdealist bir duruşla insanlık için, toplumlar için, börtü, böcek, ağaç, çiçek ve benzeri tüm zenginliğiyle bütün kâinat için gayret gösterenler istediklerinden çok daha yüce kazanımlar elde edebilirler niyetleri doğrultusunda.
Bu tür fedakârlıklar kimi zaman insanlar tarafından yeterince anlaşılamayabilir, takdir görmeyebilir ama her şeyin iç yüzünü ve özünü bilen bir yüce kudret vardır ve O zerre miktarı da olsa hiçbir güzel emeği zayi etmez.
Mal, makam, şöhret ve benzeri gayeler için gayret sarf edenler sadece istediklerine ulaşabilirler başarılı olmaları halinde diye düşünebiliriz ilk bakışta ama sevgili yârenim onlar bile dolaylı ve endirekt yollardan başkalarına faydaları söz konusu olabilir doğal olarak.
Ama sevgili yârenim bir de egoist, bencil, asalak bir hayatı tercih eden, ellerinden gelse hiçbir şey için ellerini dahi kıpırdatmak istemeyen güruh var. Bunlar da “Ver yiyim, ört yatayım,” “Neme lâzım,” “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,” “Vur patlasın, çal oynasın,” vb. şekillerde hayatı bir oyun ve eğlence formatında algılayarak bu duygular içerisinde hayat sürerek ardında insanlık ve dünyaya dair ufacık güzel bir iz bırakmadan ömürlerini tüketenler zümresi maalesef.
Tam da bu bağlamda yani inançlı, idealist, fedakâr, sabırlı ve gayretli bir seferberliğin insanı hedeflediği menzile nasıl taşıdığının nadide öyküsünden kaynaklı mektubumun başındaki mutluluğumun sebebini anlatmanın sırası geldi artık.
Sabrını çok zorladım biliyorum ama sabretmeye değecek, elindeki daha doğrusu ailelerinin sunduğu imkânları gereğince değerlendiremeyen ve Üniversite eğitimlerinde ancak düşe kalka hedefe ulaşabilen kimi canların düşüncelerine pencere, yüreklerine derman olabilecek bir başarı öyküsüdür anlatacağım.
Uzun yıllar önce tanımıştım onu.
Lise öğrenimini bitirdikten sonra evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, dışarıdan şahit olabildiğim kadarıyla kendisini eşinin ve çocuklarının hizmetine adamış, mutlu bir aile hayatı olan birisiydi.
Ortaya koyduğu pozitif ve cana yakın karakteri itibariyle aile içerisinde özümsenmiş bir yeri vardı. Yani kendisini dışarıdan mutluluk takviyesi arayışına sokacak bir eksiği yok gibiydi.
Nasıl olmuşsa bilmiyorum ama bir gün İmam Hatip lisesinin fark derslerini vermeye başladığını, hedefinin üniversitede hatta İlahiyat Fakültesinde okumak olduğunu duyduk. Eşim tarafından bir akrabalık bağımızın olmasından dolayı da bu tür gelişmelerden geç de olsa haberdar olmamız söz konusu oluyordu.
Duyduğumda çok şaşırmıştım. Evet, gördüğüm kadarıyla okumayı, düşünmeyi, akletmeyi seven birisiydi ama bu yetmezdi çünkü bu kararı vermiş olduğu zaman en büyüğü Üniversiteye, en küçüğü de orta öğretime devam eden üç çocuk annesiydi. Öğretmen olan eşine karşı da sorumlulukları da göz önüne alındığında yoğun tempo gerektiren bir evin hanımı konumundaydı.
Sorumluluğu sadece okumak olan birçok Üniversite öğrencisi tanıdıklarımdan edindiğim intibalardan, onların hayli zorlanmalarından da yola çıkarak bu kararın sadece geçici bir heves olabileceği ve bir süre sonra ait olduğu yere, ev hanımlığına döneceğine dair düşüncelerimi kendisiyle paylaşmadım tabi ki ama sanki içten içe böyle güçlü bir ön yargıya sahiptim.
Gelinim ile olan ve farklı bir tabirle “Kanka”lık derecesindeki ilişkilerinden de kaynaklı olarak Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandığına, geçen süreç içerisinde çok başarılı bir şekilde son sınıfa ulaştığına ve Mezuniyet töreninde de Bölüm birincisi olarak diplomasını aldığını duymak bütün önyargılarımı altüst ederek “Başarının gayrete âşık olduğu” sonucuna ulaştırdı beni.
Kendisine bu zorlu serüvenin kararını hangi saikler aldırmış, o zorlu yolun başına hangi duygular taşımıştı bilmiyorum.
Bulunmuş olduğu konum ve sorumlulukları itibariyle eşi, çocukları, eşinin anne ve babası yani ailesi bu kararı nasıl karşılamıştı bilemiyorum.
Hangi zorluklara göğüs gererek bu mücadeleyi sürdürmüş ve onu mezuniyet kütüğüne ismini yazdıracak başarının tahtına oturtan bu ibretlik hayat öyküsünü nasıl yazmıştı bilemiyorum. Bildiğim tek şey; Ulaşmış olduğu bu nadide başarıyla içimdeki tüm önyargı saplantılarını yerle bir etmek suretiyle beni utandırmış olarak gıpta ufkumda bir kutup yıldızı gibi parlamakta olduğudur ve bu başarı öyküsü bir gün daha yukarılara, doruklara tırmanarak kendisini bütün detayları ile yazdırmayı gerçekleştirmiş olur.
Sevgili yârenim, bu öyküyü yol üzerinde bulunan ya da bulunma ihtimali olan bilcümle yılgınlık, yorgunluk ve zorluklara takılarak sürçmek ve düşmek durumunda olan tüm hayat yolcularına yürek enerjisi olur dilerim.
Dilerim ki bu öykü; “Bilginin efendisi olabilmek için, çalışmanın kölesi olma”nın kaçınılmaz olduğu, hayattan ve içindeki kötü niyetli varlıklardan alacağımız “En güzel intikamın başarı” olduğu gerçeğine tabi ki bir de ulaşmak istediğimiz hedeflere her zaman ulaşamasak bile ulaşanların hep inanç, istikrar, gayret ve fedakârlık ile yola devam edenlerin olduğu sonucuna ulaştırır bizi.
Yepyeni mutluluklar kuşanmış olarak, yepyeni Iyd’i Cum’âlarda, yâren muhabbeti sıcaklığında mektuplarda buluşabilmek dileğiyle selamlıyorum seni… Yârenin. 22-7-2022
