NİHAL SOY

Beklemek, bazen bir su kenarında kuş cıvıltıları ile akıp giden suyu seyretmek kadar huzur verici ve teskin ediciyken, bazen çöl arazilerine yağacak bir damlanın hasretini çekmek kadar zor ve anlamsızdır. Hem huzursuzluk hem huzurdur. Beklemek nazlıdır, aynı anda başka bir şey yaptırmaz. Bazen beklediğinin geldiğini hayal eder mutlu olursun. Beklemek; birçok farklı şekle şemale bürünüp yer, zaman ve duruma göre değişerek kişi ile bütünleşir. Böyle bir anda zaman durgunlaşır, mekan suskunlaşır ve insan tüm duyguları ile başrole geçer. Bekliyorum diyemezsin o paylaşılmaz olandır çünkü. Yalnız beklemek zorundasın, sadece kendin; yanında bir başkasıyla bekleyemezsin, içinde yaşarsın. Hayatta hep bir şeyleri beklemez miyiz zaten? Bütün hayatımız beklemekle geçiyor aslında. Doğarız büyümeyi, büyürken eğlenmeyi, severken sevilmeyi, ardından mutlu olmayı… Hayallerimizin gerçekleşmesini bekleriz “İnşallah okulumu bitirip mezun olduktan sonra öğretmen olacağım” bekliyoruz, ev sahibi olmayı, çocuklarımızın büyümesini, onlar büyürken başarılarını, olur ya ölümü bile bekler oluruz.

Zordur beklemek aslında önünden baktığında arkasını görmediğin herhangi bir şeyi olacakmış gibi varsaymak. Sabretmektir. Her gözünü kapattığında sabah tekrar gözümü açacağım diyebilmektir. Özlemektir. Bazen gelmeyeceğini bile bile hasretini çekerek özlemektir. Ümit etmektir. Çaresizce yerinde durmaktır, ne ileri gidebilmek ne geri dönebilmek, sadece durmaktır öylece.

Necip Fazıl  ne güzel de dile getirmiş duygularını.

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar?

Beklemek bekleyen ile bekleten arasındaki bağdır aslında. Beklemek umuttur. Umudun hep aynıdır. “Beklersen gelir.”


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin