NİHAL SOY
Tek uğraşım kendimi incelemek. Bu uğraşımdaki maksadım da ” Kendini bulan ve bilen insan, başkalarının varlığına ihtiyaç duymaz” kaidesidir. Şöyle bir düşündüğüm zaman kendimizi bulmaktan başka işimiz de yok zaten. Peki ya bir ömür kendimizi bulmak için zaman harcıyorsak ne kadar bunun bilincindeyiz?
Bakıyorum da öyle zayıf taraflarım var ki söylemeye dilim varmıyor. Yerli yerinde neyim var ki? Her an dengem bozulup düşecek gibi, bir öyleyim bir böyle… Her gözümü açtığım sabahın bir önceki gününden daha farklı biri, belki de bir saat önceki insandan daha farklı birisi. Hava güzelse iyi bir insan, hava da baskınsa umutsuz ümitsiz biri. Açlık hissi varken başka birisi, tokluk hissi varken başka. Aman canımı bir şey sıkmasın somurtkan, yanına yaklaşılmaz bir varlık oluveririm. Aynı insanın bakışı bir huzur verir bana bir iğneleyici; aynı zaman dilimi bir uzun gelir bana bir kısa. Bugün sevindiğim şeylere yarın üzülebilirim, sinirlenebilirim, içimde dur durak bilmeyen, olduğu yere bir türlü yerleşemeyen kendinden bağımsız ardı arkası kesilmeyen duygular. Kara kara düşünceler, derken bir öfke, ağlamaklı bir haldeyken, birden bire içi içine sığmayan bir sevinç.
Kitap okurken, ders çalışırken dakikası dakikasını tutmayan düşünceler, yaklaşımlar. Bir de bakarım altını severek, gülerek çizdiğim satırlar bugün için anlamsızlaşır. Kendi yazdıklarımda dahi her zaman ilk hissettiğim, düşündüğüm şeyleri bulamam. O altı çizili satırlar da, okurkenki düşüncelerim de aynı şeyi ifade etmiyor benim için.
Bazen aynı yolda bu çelişkilerle beraber bir gider bir gelirim. Uzun bir süre yerimde sayarım, gelişigüzel yalpalanırım…
“Hafif bir tekne gibi
Azgın fırtınanın denizde bastırdığı…”
