SENANUR DENİZ

Ayasofya’ya hayrandım bir zamanlar. Garip bir platonik gibiydim kıyısında. Uzansam kilometreler var aramızda. Sussam dayanmıyor yüreğim bu dünyaya. Susmak da ister tüm beden ama konuşmak da… Duyan yok, duymak isteyen de yok şu yalan dünyada. Nasıl da haykırmıştım oysa:

“Ah Ayasofya!

Ne istediysem ne umduysam kervandan,

Bıraktı gitti; arkasına bile bakmadan,

Halimi görmeden, umutlarımı bulmadan…

Sen de git kocaman; ardına bakmadan,

İmtihanım olup âminlerime karışmadan…

Senden de vazgeçtim; sınavım olmadan…

Bir hayal gibiydin gönlün baharından

İstemem artık seni, şu yalan dünyadan.”

…Bir bir çarpıldı hakikat suratıma. Evet, Ayasofya bu sana ikinci haykırışım hayatımda. Şuraya bırakıyorum içimdeki mısraları. Bırakıyorum okyanus yüreğimden bir kaç damla. İster bir dalga gibi seni okşamasına izin ver ister sal sana açılan yolların figanına.

“Gönlümün bağrını delensin

Ne verensin

Ne gelip gidensin

Gelmedik, gelemedim sana

Vefasızlıktı bizi büyüten

Ardışık oyunlarla besleyen

Peki, büyütsün, beslesin

Sadık kalalım bu oyuna

Sen yoluna, ben yoluma

Vefasızlık mahzenine sığınan

Hayallerimize elveda”

Kusur yok sende. Kusursuzluk yazılı fıtratına. Kusur bende, eksiklik bende… Yakışmadı çürümüş ruhuma yamalar. Özümde yoktu sana yakışan cevherler. Haddimi bildim, eğildim tahtına. Bir çınarlık ömrümdü, filiz vermedi toprağında.

Şimdi ise içimde kuruluyor yeni bir Ayasofya.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin