NİHAL SOY
Uyanmışsın, sakinlik huzur içindesin. Zihin tertemiz ve tüm kaygılardan uzaksın. Sonra ansızın bir şey oluyor, “PAT” diye aniden. Sanki uçuyorsun ve uçtuğunu fark ettiğin an uçurumdan aşağı yere düşüyormuşsun gibi bir his. Başlıyor sonra sancılı boşluğum, “Neden uyandım ki!” cümlesine yerini bırakıyor huzurum.
Boşluk öylesine söylenecek bir kelime değil benim lügatımda. Sağı, solu, önü, arkası yoktur. Boşluklar kendi boşlukları ile beslenir; büyüdükçe büyür, çoğaldıkça çoğalır. İşte birisi ya da birileri, kafanın içerisinde dönüp dolaşan zihin oyunların gelir ve seni tutup çeker sürükler korkunç boşluğa.
Uçuyordum oysa ki, çekiliyorum yine aşağı doğru. Düşerken onun zifiri karanlık gözlerine bakıyorum, dişlerimi sıkarak. Tutunabileceğim herhangi bir el arıyorum, dal arıyorum… Bulamıyorum, yine sarıyorum kollarımı bedenime. Korkunca gözlerini kapatır insan. ‘Bende’ diyorum, ‘Bende kapatayım gözlerimi’
Son çare gözlerini kapattıktan sonra insanın kendisinde bir boşluk olduğunu hayal etmek. Sonra anlıyorsun zaten boşluk kavramının karşılığının kendin olduğunu. Anlam bulunca duruyor uçurumdan aşağı düşüşüm. Böyle anların bitiminde de farkına varıyor insan, boşluğun ne denli çıkmaz olduğunu…
