MERVE TUNÇKAŞIK
Bir cümle düşse içimize… Yüreğimize bahar gelse… Çiçek bahçesine dönse içimiz… Biz biz olmaktan çıksak ve başkası olsak… Her zerremiz değişse ve önceki halimizden eser kalmasa. Hayal mi bu yazılanların hepsi? Boş cümlelerle vaktimizi alanlara değil, kelimeleri çiçek, cümleleri buket yapanlara denk gelsek mesela? Gerçek olur mu yazdıklarım? Yahut cümlelerinden hikmet taşan, söylediği her cümlede bizi duvara çarpan, bizi bizden alıp götüren, başka diyarlarda ruhumuzu gezdiren insanlara denk gelsek? Değişmez mi aklımız, fikrimiz, her zerremiz? Var mıdır böylesi dersek önce kendi muhabbetimize bakalım. Böyle dostu aramak iyidir elbet ama biz aynı iken denk geldiğimiz dost bizi neylesin? Gönlümüze gelen misafir, cümlelerimizden buket beklerken, yüreğini ferahlatmak isterken, kalbine biraz huzur isterken nedir yüreğine serptiğimiz kelimeler? Belki biraz da gerçekleri konuşmakta fayda var. Konuşurken içimize hapsettiğimiz bütün kirleri o insanın kalbine tertemiz bir sayfaya siyah noktalar bırakır gibi bırakıyoruz. Muhabbet kirletmekten ziyade karşıdaki insanın kirini, pasını silmektir. Biriken kara noktaları temizleyebilmektir. Muhabbet gönülden çıkan sözlerle gönülleri süslemektir. Sesini sözünü duyan aynı kalacaksa, ne kıymeti var harcanan onca kelimenin, geçen zamanın? Öyle anlat ki dostunun sana gelmek isteyişi, muhabbetine özlemi, içindeki hasreti hiç bitmesin. Olmadığın zaman eksikliğini hissetsin. Muhabbetinle sende filiz versin iyiliğe dair ruhundaki bütün tohumlar, sende yeşerip sende güzelleşsin çiçek bahçesi gibi. Haydi sen bana gel, ben sana ve ne ben kalayım ne de sen.

