NAFİA ANKÖZ

Usulca düşen yağmuru andırıyordu gözünden akan inciler. “Derdin dermanda olduğunu bilen sen, niye deryaları delen incilerini dünyaya salıverirsin, derdini dinlesem sükûta erer misin?” dedim.

“Fâniyiz, fâni olanın derdi olur mu? Derdim dermanımdır bilirim. Yoldaşım elif, yolum Hikmet yoludur. Yolumun güzelliği, yoldaşımın güzelliğindendir. Gözyaşlarım kasvetli kalbimin atığı, sevdamın sadakası, arayışım hakikat arayışıdır. Kelâmım sana mübalağa gelmesin yolcu, dinle bak dinle beni: Fâni dünyaya gelen gitmeye geliyor. Ben de yalancı dünyaya benden bir iz kalsın istedim. Bak güneşe ne de güzel aydınlatıyor, can veriyor, umut veriyor şefkat dolu dokunuşuyla. Bak aya, yol gösteriyor izini arayan karıncaya. Bak yıldızlara ne de güzel sarmalamışlar birbirlerini, birlikten kuvvet doğar dercesine. Bak yağan kara, usulca düşerken ve veda ederken incitmeyişine, kendini ezenlere rahmet pınarlarını emanet edişine. Bak toprağa, yok edilse de bereketine ve döndüğümüzde ana sevgisini hissettirişine..  Kâinata olan hayretim artarken, ben ne işe yararım diye düşünüp durdum. Baktım elimden bir şey gelmiyor, salıverdim gözyaşlarımı, ummâna bir katre de olsa faydam olmaz mı diye. Zararım olmasa da, bir katre buhar olup, dönüp bir çiçeğe umut olur mu diye. Solgun yüzlere derman olur mu diye. Yalnız kalan ince yüreklere derman olayım diye yüreğimdeki doğruları dinlemeye adadım kendimi. Hakikat yolunda Hikmet’i anlamaya, kalpten kalbe olan yollarda bir köprü kurmaya ve doğrunun yalnız kaldığı düşünüldüğü anlarda elife yoldaş olmaya adadım kendimi. Ee şimdi ben de sana sorayım, sen ne bırakırsın fâni dünyaya?” 

Tebessüm ettim ve cevap verdim. “Ben de bir Güller Güzeli’ nin sevdasına hasret kalarak çoktan veda ettim dünyaya. Yüreğimde hissedemediğim o sevdayı bulamadan geçtim dünyadan. Yeri geldi ârâfı yaşadım yeri geldi yüreğimi gömdüm. Suya hasret kalan bir çiçek gibi soldum. Güneşe yakın olmanın bir işe yaramadığını anladığım an soldum. Elif olabilmemin mümkün olmadığını anladığım an, güneşe hasret kalan kardelenin vefasına vefa olamayacağını anladığım an soldum işte. Öldüğümü anladığımda ise kardelenin boynu büküklüğü ile temâşa ettim âlemi. Şimdi benden bir iz kalmadı fâni dünyada. İz kalsın da istemedim. Ey dost, kâinata faydan olsun diye sen de tüketme kendini. Hakikatini anla, O’na hizmet et. Bir çiçeğe faydan olacak diye heder etme kendini! ” 

“Sözlerini mizana koy da söyle ey yolcu! Hakikatimi aramak için yola çıktıysam, o yolda heder olmak kelamı hakikat yolcusuna yaraşmaz. Ben Hikmet için ummâna saldım gözyaşlarımı. Elife yoldaş olabilmek için örnek aldım bir Yunus’u. Odun taşımaktan sırtı nasır tutan Yunus’u bilir misin?  Tapduk Emre’nin Yunus’u. Odunun eğrisini ilmini aldığı Tapduk’ un dergâhından sokmayan, elifin doğruluğunu idrakten öte rehber yapan bir Hikmet emsali. Ârafı yaşarsam doğruyu hissettiğim anda yüreğimdeki doğruya teslim ederim kendimi. Hikmet’ini ararım doğrunun da eğrinin de. Bilirim çünkü Tapduk Emre’ nin Yunus’una tâlimini.  “Kimdir doğru kimdir eğri ben bilmem. Oku attığın yerde Yunusum, odunlar seni bekler.” Kimdir doğru kimdir eğri ben de bilmem. Bilmek içinse evvela İşin hikmetine vakıf olman gerek. Hakk’ der Yunus Hikmeti’ne ve ekler; “Hakk’ı uzaklarda arama Hakk’ın durağı gönüldedir.” Hakk’ Hikmet’i aramaktır. Peki sorayım sana, Hikmet nedir bilir misin?”

“Ben Hakikat’i yanlış yerde aramışım Hakikat yolcusu! Anladım ki senin yanında kelam etmek bana düşmez. Sen Hikmet’i anlamışsın, bana da sükût edip dinlemek düşer.”

“Hikmet’i anlamak demek; ilk insanın, yeryüzünün halifesinin tevbesindeydi.  Hikmet’i anlamak demek, Yusuf’un kuyusuna düşmek demekti. Yusuf’un kuyusuna düşersen say ki Rahman’ın yanında değerlisin. Zillet sandığın demi seyrân eylerken bakmışsın ki izzete ermişsin.  Hikmeti anlamak demek, Yakub peygamberin Hakk’ı görüp fâniyi görmeyen, âmâ diye bellenen gözlerindeydi. Hakk’ı görüp yüreğindeki inancına teslimiyetindeydi.  Hikmet’i anlamak demek, Eyüb peygamberin tebliğ davetinde vazifesinin ehemmiyetine, hastalığındaki hüznündeydi.  Hikmet’i anlamak demek, İbrahim peygamberin, temâşâsını arayışa dökmesindeydi.  Hikmet’i anlamak demek, Musa peygamberin tutulan diline Hakk’ı zikir için  Harun peygamber ile desteklenmesi; Firavun’un sarayında açan bir gonca olan Asiye validemizin ruhundaydı.  Hikmet’i anlamak demek, İsa peygamberin tâhire annesindeydi.  Hikmet’i anlamak demek, teslimiyetin adanmışlığına İsmail peygamberin susuzluğu, Hacer validemizin umudundaydı.  Hikmet’i anlamak demek, Nuh peygamberin tufanında, Lût peygamberin hâyâ ve iffetindeydi.  Hikmet’i anlamak demek, Kâinatın Sultanı’nı, Güller Güzeli’ ni anlamak demekti. Hatice validemi anlamak demekti. Aişe annemi, Fatıma annemi anlamak demekti. Hz. Ebu Bekir’i anlamak, Hz. Ömer’i anlamak, Hz. Osman’ı ve Hz. Ali’yi anlamak demekti. Hikmet’i anlamak demek asırların en saadetlisi, Asr-ı Saadet’i anlamak demekti. Hikmet’i anlamak demek, Yüreğine güvenip çıktığın yolda, yüreğine inanmaya devam etmek demekti. Bizim Yunus’un Hikmeti’ne olan saygımızdan son sözüm sana; Kimdir doğru kimdir eğri biz bilmeyiz. Hikmet’e vâkıf olursan yüreğinin doğrularına da vâkıf olursun.”


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin