MERAL YILDIZ
Hüznün rengi var mı?
Kokusu, dokusu var mı bilmem, hüznün acısı vardır ardında bıraktığı kırık gönüllerde. İnce bir sızı kaplar tıpkı bir kış gecesi her yeri kaplayan soğuk sis gibi. Göz gözü görmez ya sis çökünce, kalpte öyle olur seçemez insan hissettiği duyguyu. Hüzün mü? Öfke mi? Kırgınlık mı? Çıkamaz insan bir türlü bulamaz yolunu kalp patikasında, karmakarışık gelir her şey tanıyamaz kendini, yüreğinde beslediği hislerini…
Ne zordur doğru karar vermek insanın içini hüzün kaplayınca. Gönül kulağı uzaklaşınca beden kulağına ulaşsın diye sözler, yükselir sesler yükseldikçe artar mesafeler, iyice kaybeder yolunu insan kendi benliğinde.
Dilimizden dökülen sözler bazen esir eder bizi pişmanlıklara, keşkeler doldurur her yanımızı. Zehirli ok misali saplansa bir gönle, insan kendi eliyle yıkar yok eder misafir olduğu o can evini.
Sözümüz bizim özümüzdür. Sesimizde sözcüklerimizde gizlidir sevgimiz nefretimiz içten içe beslediğimiz kinimiz. Bazen yüreğini ısıtır birkaç kelime, bazen soğuk rüzgarlar estirir buz gibi olur yüzler ve gönüller. Ah o içi boş hissiz sözler…
Unutamadığımız sözleri kazıdık gönül duvarlarımıza, kimisi canımızı acıtan kimisi bize değerli olduğumuzu anlatan. Tıpkı her gün önünden geçerken okuduğumuz duvar yazıları gibi. Belki gelişigüzel yazılmış ya da gizli bir sevdayı anlatmış…
Söz ağzınızda olduğu sürece sizin esiriniz, ağzınızdan çıktıktan sonra siz onun esiri olursunuz. Sevdiklerinize öyle sözler söyleyin ki; muhabbetiniz sevginiz onu sizin kalbinize meftun etsin.
