SENANUR DENİZ

Avusturyalı ünlü keman virtüözü Adele Von Bron, II. Dünya Savaşı’nda Yahudi bir aileyi kaçırmaya çalışırken, yakalanıp Nazi kampına gönderilmiş. Ne aşkı onaylanmış ne de insan hayatını kurtarma çabası ailesi tarafından takdir edilmiş. Aksine babası kendi elleriyle Nazilere teslim edip evlatlıktan reddetmiş. Bir Yahudi ailesini kurtarmaya çalıştığı için. Bir hayatı, insan hayatını, bir aileyi… Sevdiği adam bir kampa, kendisi başka bir kampa esir gönderilmiş.
Bundan daha acısı ne biliyor musunuz? Ömrünü verdiği kemanını Nazilerin zevkleri için çalmak zorunda kalması. Adele ve arkadaşları her gün o yolda ölüme yürüyen insanları müzikle uğurlamış. İnsanların acılarına, çaresizliklerine, yapılan işkencelere müzikle merhem olmuş. Gaz odalarına sürüklenen son dakikalara yas tutmuş. Yeni gelen trenlere teselliler vermiş. Her gün bu vahşeti yaşadıkları yetmiyormuş gibi subaylara moral verici marşlar çalmışlar. Yaşayıp yaşamadığını dahi bilmediği sevdiğinden ayrı, ailesinin düşmana sırtını dayayıp kızına yüz çevirdiği, bilmem nerenin kampında hayatta kalmak için keman çalmaya zorlanmış anlayacağınız.
Aşkla sarıldığı mesleği esir kampında nefrete dönüşmüş, kana bulanmış.

Hayat da böyle, sanki en sevdiğimiz şeyler gün geliyor sızısı dinmeyen yaralara dönüşüyor. Nasır tutuyor, sertleşip hareket ettikçe kanıyor. Merhem sürüyorsun iyileştirmiyor çünkü merhem de yaralı.

Yine Adele’den devam edersek sonu çok güzel nefreti, sevgisi ve kaybettiği yoldaşlarına olan bağlılığı karşısında eriyip gidiyor.


Bu hikâyede asıl anlatmak istediğim, sevginin nefrete dönüşü değil de Adele’de biraz Filistin’i, biraz Suriye’yi, biraz Uygur Türklerini, biraz Türkiye’yi, biraz da Müslümanları görmem. Her biri sancılar içinde kıvranan dünya ağacının dalları. Kimi Nazi gibi Uygur Kampında, kimi kültüründen soyunup tarihini unutma aşamasında, kimi bombaların hedefine düşme aşamasında, kimi namusunu düşman koynunda bırakmakta. Sonunu bilmediğimiz bu dalları uzanırken bizi uğurlayan keman kırık, buruk duyulmayı bekliyor öteden. Çalıyor hüzünle, Yusuf’u kuyudan çıkardığı gibi, budanmış dalları bahara hazırlamak ister gibi…


Kim bu keman virtüözü? Hangi parçayı çalmakta? Bizi hangi sona uğurlamakta?


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin