NAFİA ANKÖZ (Bişnev Dergi 2. Sayı Sonbahar 2021)

Beklemek! Birkaç dakika daha beklemek! Dakika! Dakika! İnsan bir saniyede ölebilir, bir kader yerine gelebilir, dünya batabilir! Neden beni bekletiyorlar, bu kadar uzun bekletiyorlar? (s.382)

YAZAR: STEFAN ZWEIG “İki çeşit acımak vardır. Bunlardan, gerçekten kalbin sabırsızlığından başka bir şey olmayan, duygusal ve güçsüz biri, yabancı bir felaketin üzücülüğünden elden geldiğince çabuk kurtulmak ister; bu acımak, acıya ortak olmak değil, yabancı bir felaketten içgüdüsel olarak korunma çabasıdır. Duygusallıktan uzak ama yaratıcı olan öteki ise gerçek acımadır; o ne istediğini bilir.

Gücünün sonunda kadar ve hatta o sonun sınırlarını aşsa bile, tüm acılara katlanarak, o felakete ortak olmaya kararlıdır.” ESERİN KONUSU VE YAZAR HAKKINDA: Sabırsız Yürek, Stefan Zweig’in tek uzun romanıdır. Yani diğer eserleri uzun öykü olarak da bilinir. Stefan Zweig’i dünyaya tanıtan eser diye de söylenebilir. Duygu Karmaşası, Karışık Duygular, Sabırsız Yürek veya Acı Duygular, Acımak

diye isimleri vardır. Sabırsız Yürek, psikolojik bir romandır. Yazar bu romanında acıma duygusunun nelere yol açabileceğini, insanı nasıl çatışmadan çatışmaya sürükleyebileceğini Freud’cu bir yaklaşımla anlatmıştır. Elimdeki eser 391 sayfa olup, Dorlion yayınevine aittir. KONU: Yakışıklı bir genç olan Teğmen Anton Hofmiller yaşamaya başladığı yerde oranın ileri gelenlerinden

bir ailenin balosuna katılır. Yaptığı bir hata ile evin felçli kızı olan Edith’i üzer. Daha sonra bir nevi vicdan azabı duymaya başlar. Durumu telafi etmek için sık sık o eve gidip gelmeye başlar ve durumu düzeltmek isterken işler daha da karışır. ANA KARAKTERLER: Anton Hofmiller: Eserin başında uzun boylu, yakışıklı 25 yaşında, mızraklı süvari teğmeni… Sıradan bir devlet memurunun 2 kız 4 erkek oğlundan biridir. Herr Von Kekesfalva: Asıl adı Leopold Kanitz olan bir Yahudi ve fakir bir meyhanecinin oğludur. Yaşlı Prenses Orosvar’ın büyük servetinin mirasçısı, oda hizmetçisi, Fraeulein Annette Beate Dietzenhof’un kocası, Edith in babası, Uli Neuendorff’un intiharına neden olmuş eski bir tefecidir. Edith Kekesfalva: 5 yıldır bacakları felçli, Herr Von Kekesfalva’nın 17-18 yaşlarındaki kızıdır. Kahverengi saçlı,

ince kırılgan görünüşlü, mutsuz, öfkeli, nöbetler geçiren, Dr.Condor’un Hastası. Dr. Condor: Herr Von Kekesfalva’nın ve Edith’in doktoru. Kısa boylu, şişman kel kafalı, miyop, kırışık elbiseli, tombul ve keyfine düşkün biri. SABIRSIZ YÜREK’E Hayatta neler ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir yolculuktayız. Bir varız, bir yokuz. Sabırsız yürek, merhametin seni nasıl bir çıkmaza götürmüş, yüreğin ne de sabırsızmış. Acıma duygusunun nelere yol açabileceğini, insanı nasıl çatışmadan çatışmaya sürükleyebileceğini bana da öğrettin. Bir merak ve bir tevafuk ile okuduğum ve hiç unutmayacağım bana ders veren bir kitap oldun. Her kitap insana bir ders verir ve bazı kitaplar da gerçekten eksikliklerini gösterir. Lisede çok fazla kitap okuyamazdım sonra niye okumadığımı anladım. Kitap okuyabilmek için de

insanları tanımamız gerekiyormuş. İnsan tanıdıkça hayatın çıkarcı yolundan ayrılıp kendi dünyana dönüyormuşsun. Kendi dünyamız ise kitapların arasıymış. İnsan tanıdığım bir günde Hofmiller ile tanıştım. Bana merhametin ve sabırsızlığın dünyasını, kendi hatalarımı öğretti. İyi niyetin çıkmazında kayboldum. Evet, belki de ben yanlıştım. Bu vesileyle bir insanla tanıştım. Her kitabın ders verdiği gibi insan tanıdım, insandan da dersimi aldım. Sonuç ise her kitap bir insan her insan bir kitapmış ben de kitaplarla dertleştim. İşte Sabırsız Yürek, sende kendimden çok şey buldum. Merhameti, masumiyeti, yüreğimi seninle sorguladım. Bir çıkmazda olduğum an sende kayboldum. “Sabırsız Yürek, ne yazık ki insanlar senin gibi düşünmüyormuş. Sen ne yaparsan ne niyetle yaparsan yap kendini yüreğini kontrol edemediğinde varlığını kaybediyormuşsun. Merhametin, acımanın, inanmanın da bir kontrol noktası olması

gerekiyormuş. Başkalarının hayatında görünce hikaye farklı bir hâl alıyormuş. İşte bir kitap deyip geçmemek gerek. Sabırsız yüreklerin sebepsizce üzülmesini istemiyorum. Okumanızı temenni ederim. SABIRSIZ YÜREK’İN DİLİNDEN -Aslında insan… küçük sinyallere kulak vermeli. (s.21) -Ama düşünülen, hayal edilen dert değil insanı yıkan, mahveden; aslında sadece ruhun merhamet dolu gözleriyle gördüğü, ortak olduğu dertler insanı gerçekten sarsıyor. (s.50) -İnsan ancak başkaları için bir şey ifade ettiği zaman kendi varlığının anlamını ve değerini kavrayabiliyor. (s.58) -Alışkanlık insanı bağlar ve ben kendimi bağlamak istemiyorum. -Ama sadece bir şey bana aykırı geliyor, bir şeye dayanamıyorum. Bahaneler, kandırmalar ve yalanlar! (s.85) -Bir sırrı sadece iki kişinin biliyor olması insana hep iyi gelir. (s.97)

-Her zaman en tuhaf tesadüfler durumumuzu belirler ve çoğu kez de en küçük detaylar cesaretimizi kuvvetlendirir ya da zayıflatır, öyle değil mi? (s.107) -Yarım bırakılmış şeyler ve yarım edilmiş imalar her zaman kötüdür. (s.112) -Zira bir insan bir diğerine karşı haksızlık ederse, haksızlığa uğramış olanın da küçük bir konuda kötü ya da haksız davrandığını ortaya çıkarmak ya da öyle göstermek, gizemli bir şekilde iyi gelir; haksızlığa uğramış olanın en azından biraz suçlu bulunabilmesi vicdanı rahatlatan bir şeydir. (s.145) -Tezatlar eğer birbirlerini doğru tamamlıyorsa, hep en mükemmel harmoniyi yaratır ve çoğu kez de en şaşırtıcı görünen şey aslında en doğal olan şeydir. (s.153) – İnsan bazen hayat tarafından kandırılmaktan utanmamalıdır. (s.158) -Daha başından ‘iyileşmez’ kelimesini kabul eden doktor, asıl ödevini bırakır, savaştan önce teslim olur.(s.161)

-Ama içinde bulunduğumuz an değildir ki önemli olan… (s.161) -Her şey mümkün, mümkün olmayan bile! (s.163) -Merhamet lanet bir şeydir, iki ucu keskin bıçaktır. Eğer insan merhametle başa çıkmayı bilemiyorsa elini, özellikle yüreğini ondan uzak tutmalıdır. Merhamet aynı morfin gibi sadece başında hastaya iyi gelir; bir ilaç bir araçtır ama dozu kaçırılırsa ve durdurulamazsa öldüren bir zehre dönüşür. (s.199) -Umarım sizin sabırsızlığınız benim sabrımdan başarılı olur. (s.206) -Ama bazı insanlar hayatlarında hazıra konmazlar. (s.216) – Ama duyulan ve okunan şeyler sadece hafifçe dokunarak geçer, kalp sadece kendi yaşadıklarından esas duyguyu öğrenir. (s.241) – İnsan eğer başka birinin yükünü azaltacaksa, ağır bir yükün altına girmeye değer. (s.296) -Zira kalp mutlaka unutmak istediği şeyi derinden ve iyi unutabiliyor.(s.298)

-Beklemek! Birkaç dakika daha beklemek! Dakika! Dakika! İnsan bir saniyede ölebilir, bir kader yerine gelebilir, dünya batabilir! Neden beni bekletiyorlar, bu kadar uzun bekletiyorlar? (s.382) -Vicdan bildiği müddetçe hiçbir suç unutulmaz. (s.391)

YAZAR HAKKINDA: Stefan Zweig 1881 yılında Viyana’da doğdu. Babası varlıklı bir sanayici. Viyana ve Berlin’de eğitim gördü. 1919-1934 yılları arasında Salzburg’da yaşadı, 1938’de İngiltere’ye, 1939’da New York’a gitti, birkaç ay sonra da

Brezilya’ya yerleşti. Avrupa’nın içine düştüğü duruma dayanamayarak 1942 yılında karısıyla birlikte intihar etti. Çok sayıda denemesi, öyküsü, uzun öyküsü ve romanı yanında, büyük bir ustalıkla kaleme aldığı biyografileri ile de ünlüdür.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin