İBRAHİM ŞAHİN
Seni kucaklamaya, yüreğinin yüreğimle birlikte attığını hissedebilmeye, ateşini bir türlü dindiremediğim başımı omuzuna dayayıp ağlamaya o kadar ihtiyacım var ki sevgili yârenim!
Kapkara yüreklerin insanlığa olan hıncını taşıyan kara bulutlar dolanıyor yine üzerimizde.
Yine üzerimizde sinir bozucu baykuş sesleri, tedirgin ediyor, ürpertiyor yüreğimizi.
Yine çılgın av partileriyle parçalıyor körpe ceylanları haşarı bir iştahla sırtlan sürüleri.
Bir senfoni dinler gibi dinliyor çığlıklarını ceylanların, rehavet köleleri.
Böylesi bir kıyımı yine umarsızca seyrediyor localarından seçkincilik efendileri.
Yine başı dönüyor bu günlerde ihtiyar dünyanın; çılgın mukimlerince ellerine tutuşturulan kan, hicran ve figan dolu kadehlerdeki meylerden…
Biliyor musun sevgili yârenim; Başlar ayyaşlıktan, serkeşlikten ya da mutluluktan dönmezmiş her zaman, acıdan ve hüzünden de dönermiş; bunu yaşadıkça anlıyor insan.
Huzur ve mutluluğun köşe kapmaca oynadığı evlerimizde muhabbetle koklarken ciğerparelerimizi, nice zulüm arenalarında körpe bedenlerin paletlerin altında canavarca ezildiği haberi takılı verince gözlerimize, gayri ihtiyari şefkatle kucaklarken can parçalarımızı kan bulaştığını hissedince elimize, ürperirken hayalen de olsa düşünüp incinme ihtimallerini, daha iyi anlıyor insan acıdan da sarhoş olunabileceğini.
Bir top mermisinin ya da füzenin ıslıklar çalarak gelip nice körpe canları lime lime ettiği tabloyla irkilirken yüreğimiz, annelerin çığlıklarına şahit oluruz ya hani.
Hani o mahşerin tam orta yerinde hissederiz ya yüreğimizin en nadide yerine yerleştirerek koruduğumuz, incinirler endişesiyle zarif bir kelebek kanadını tutarcasına özenle tuttuğumuz, koklamaya ve yüzünü seyretmeye doyamadığımız can parelerimizi.
Hani minik ve saf tebessümleri ile yüreğimizi hoplatan zarif yüzlerine hak edilmemiş, erken bir acının resmettiği soğuk, donuk ve ölüm renkli bakışların birden bire asıldığını görürüz ya. İşte o zaman daha derinden hissediyor insan acıdan da sarhoş olunabileceğini.
Nice canlar bir cinnet kasırgasının önünde yaprak gibi savrulurken. Tertemiz fıtratın özenle üzerine titrediği iffetler tarumar edilirken. Geleceğine umutlar yeşertilen civanmert delikanlılar birer taze fidan gibi toprağa devrilirken daha da özden anlıyor insan acıdan da sarhoş olunabileceğini.
Dünyanın gözleri önünde bütün bunlar olup biterken, sessizliğe bürünen onlarca devletin başına bir karabasan olup çökmüş, bir akbaba gibi çöreklenmiş satılık ruhlu gardiyanlardan, beyinleri ile birlikte yürekleri de istilaya uğramış hür maskeli kölelerden medet umarken çaresizlik içinde ve kahrolurken biğânelikleri ile daha iyi anlıyor insan acıdan da sarhoş olunabileceğini.
Kendimi çok kötü hissediyorum sevgili dostum. İçimde tarifi imkansız acılar ve isyanlar depreşiyor. Bu hüzün dolu kadehler daha ne zamana kadar tutuşturulacak koskoca bir insanlığın ellerine fütursuzca yârenim. Daha ne zamana kadar sakilik yapacağız emperyalist ayyaşların demlendiği sofralarda ellerimize tutuşturulan öz kanlarımızla dolu kadehlerle. Daha ne zamana kadar uşağı olacağız doyumsuz kan meyhanecilerinin?!..
Düşünüyorum da sevgili yârenim; İnsan için esas olan şey insan olmakla övünmek değil insan olarak kalabilmeyi başarmaktır. Bunun için kafa yormak, bunun için emek vermektir. İşte sınav tam da burada başlamakta ve buranın kaygan zemininde kazanılmakta veya kaybedilmektedir. Burada yücelmektedir insan “Âlâyı İlliyin” denilen insanlık doruğuna ya da burada kaymaktadır yüreği “Esfeli Sâfiliyn” vasıflı zillet batağına.
Bir düşünsene yârenim; Kabil karakterinin kalıntıları muhkem bir çıkar dayanışması ruhu sergilemektedirler bu süreçte. Gayeleri önce kültürel ve ekonomik istilalar gerçekleştirmek yeryüzünde, toplumlardaki birlik ve aidiyet ruhunu parçalayarak iradeleri ele geçirmek. Sonra da; istila ettikleri beyinlerin ve yüreklerin üzerinde kuracakları korku krallıkları vasıtasıyla bukağısız köleler edinerek insanlığı ve dünyayı keyiflerince yönetmektir.
Ancak Habil’in ruhundaki iman, teslimiyet ve erdem duygusunu kaybetmemiş insanlar kıracaktır bu habis çarkların birbiri ile olan müfsit ilişkisini. Ancak onların yüreğindeki dostluk ve kardeşlik duyarlılığı bozacaktır bu şer oyunu. Onlar yüz akı olacaklardır insanlığın.
Çünkü ancak onlar bölüşüler ekmeklerini ve acılarını. Ancak onların yüreği sızlar eline diken batsa kardeşlerinin. Onlar “Neme lazım” deme haklarının olmadığı inanç ve şuurundadırlar.
Çünkü onlar bir haksızlık gördüklerinde, yüreklerinde ki buğz’la birlikte ona el ve dilleriyle müdahale etmek zorunda olduklarının inancındadırlar ve onlar zulme razı olmadıkları gibi zalim olmayı da içlerine sindiremezler.
Çünkü ancak onlar inanırlar yapmaları gerekirken yapmadıklarından veya yapmamaları gerekirken yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerini ve hiç unutmazlar her an Rablerinin gözetiminde oldukları gerçeğini.
Müminler iman kardeşliği ruhunu tâ kılcal damarlarına kadar hissetmelidirler. Bir takım önyargı, şaşı bakış ve vesveselerden dolayı bunu hissedemiyorlarsa ırkı, rengi, dili farklı da olsa iman kardeşlerine, hatta insanlık ailesinin birer ferdi olan diğer mazlumlara karşı, muhabbet ve sorumluluk duyamıyorlarsa işte bu durum felaketin kapıya dayandığı alarmının acilen verilmesi gereken bir durum demektir can dostum. Çünkü bundan sonra tüm fitne virüslerine ve kokuşmalara ardına kadar açılmış olur düşünce ve duyguların kapıları.
Nemelazımcılık, umarsızlık ve geçmişi deşeleme mikroplarını bir bir, özenle bulaştırır İslam ve insanlık düşmanları bünyeye. Ve onları beslerler bin bir çeşit tezgâh ve çaba ile. Çünkü o bünyedeki evrensel kardeşlik ve dayanışma ruhunu ifsat etmeden, araya fitne ve fesat düşürmeden onları süfli emellerine alet etme imkânı olmadığını iyi bilmektedirler.
Atalarımızdan erdemli olan insanların düşman bile olsalar düşenin yanında, mazlumun yardımında olduğu gerçeği unutturularak onların atalarının bizim atalarımıza yapıp ettikleri düşürülür aklımıza sinsi sinsi; birer zehirli vesvese halinde.
Evrensel İslam ve insan kardeşliği bir yana, inancımıza göre suç sorumluluğunun ferdiliği; babamız, anamız, kardeşimiz, evladımız bile olsa hiç kimsenin bir başkasının suçundan dolayı suçlanamayacağı, mahrum ve mağdur edilemeyeceği ilkesini unutuveririz bir anda. Bu durum bizi onlara karşı ilgisizliğe hatta kin duymaya kadar götürür. Böylesi durumlarda bazen vicdani olarak uzaktan uzağa acıdığı, üzüldüğü halde isteyerek olmasa bile bizzat kötülük yapabilir ve hatta zalimin safında bile yer alabilir insan farkında olmadan.
Aman ha sevgili yârenim şunu hiç unutmamalıyız ki; Dünyada işlenen tüm zulümlere karşı insanın öncelikli ihtiyacı olan şey evrensel bir yüreğe sahip olmaktır. İnsani erdemlerini kaybetmemiş her can böylesi bir yüreğe sahip olan insandır. İslam inanç ve düşüncesinin özü saf insan fıtratının özünü temsil ettiğinden dolayı onda bu yürek zaten fıtri ilke olarak vardır.
Yeryüzü kimi zaman ve mekânlarda insan eliyle mamur edilip yüz akı izler bırakılırken kimi zaman da insan insanın kurdu olmuş, kendisinin katili olduğu gibi kimi zaman da katiline yardım eden bir ahmaklığın cenderesinde heder etmiştir kendisinin de neslinin geleceğini.
Biliyor musun sevgili yârenim; Kimi zulüm ve haksızlıklar karşısında duygusal duyarlılıklar besliyor tepkilerimizi, bununla tatmin olan bir hal yaşıyoruz bununla deşarj olmayı yeğliyoruz çoğunlukla. Duygusal duyarlılık tabi ki çok gerekli bir unsur insan için. Tabi ki duygusal duyarlılık birçok şeyin tetikleyicisidir ama eğer fiziki aktivitelere, fiili ve etkin karşı duruşlara vesile olmadan eriyip gidiyorsa bu hal, kesinlikle ne duygulanana ne de duyguya vesile olana hiçbir fayda sağlayamayacaktır.
Unutmamalıyız ki; bazen kendi ellerimizle besleriz insanlık düşmanlarını; bilmeden ve farkında olmadan. Bilinçsiz ve umarsızca tercih ettiğimiz kimi ihtiyaç maddeleri ile zalimlerin, kan dökücülerin, bebek katillerinin, iffet düşmanlarının yanında yer almış, onlara destek vermiş olabiliriz.
Öyle ki; bebeğimize aldığımız masum mamalar bir başka bebeğin yüreğine saplanan habis bir kurşun olup çıkar bir anda.
İçmiş olduğumuz meşrubat sanki kendi kardeşimizin kanıdır maddi olarak beslediği mihraklardan dolayı.
Kullandığımız temizlik malzemeleri ile ve diğerleri ile de dünyayı ve insanlığı kirletenlere güç vermiş olabiliriz farkında olmadan.
O halde zulme karşı koyduğumuz tavırlarda bilinçli ve kuşatıcı bir tepki ortaya koymalıyız. Bununla hem insanlığın geleceğinin hem de kendi neslimizin geleceğinin kurtulmasına vesile olmuş, kan vermiş olabiliriz.
Sakın ola sevgili yârenim bir benim tavrım ne olacak ki tuzağına düşmeyelim ve bundan şiddetle kaçınalım çünkü böyle düşünerek, kendisini ve gücünü küçümsemek doğru değildir.
Çünkü birler yüz, yüzler bin, binler milyonları meydana getirir ve zulme karşı top yekûn bir tavır gelişmiş olur. Bu erdemli yürüyüşün karşısında hiçbir zulüm uzun süre tutunamaz.
Zulmedenlerden ve onlardan yana olmak nasıl onur kırıcı bir zillet ise zulme karşı sessiz durmakta aynen öyledir.
Unutmayalım ki; zalimlerin en büyük yardımcıları mazlumlardır. Çünkü zalimler mazlumların ilgisiz, tepkisiz ve ayrılıkçı tavırlarından güç kazanarak zulümlerini sürdürmektedirler.
Yine başını ağrıttım sevgili yârenim, kusura bakma ne olur ama insan olmak ve insanca kaygılar taşımak yüreğinde rahat bırakmıyor insanı. Sevgi, barış ve adalettin hayat bulduğu insanlık iklimlerinde nefeslenebilmek, adalet, huzur ve mutluluk iklimlerinden gül yüzlü tablolar da buluşabilmek umut ve dileğimle hayırlı Cumalar dilerim. Yârenin. 5-8-2022
