MERVE TUNÇKAŞIK (Bişnev Dergi 3. Sayı Kış 2022)
Diriliş şairi olarak hafızalarımızda yer eden, Cemal Süreyya’nın, ”Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Salvador Dali de sever. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçak gönüllükle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok.” Şeklinde tarif ettiği, Necip Fazıl Kısakürek’in, ”Ruh gibi, Hazreti İsa gibi” diye tanımladığı, Ece Ayhan’ın, ”Sivil şiirin en iyi şairlerinden” şeklinde övdüğü Sezai Karakoç… Gelenekle ve toplumla kurduğu ilişki ile her daim gönüllerde ayrı bir yere sahipti. 1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Ortaokulu Maraş Ortaokulu’nda parasız ve yatılı okudu. Lise eğitimi için Gaziantep’e gitti. Lise öğrenimi boyunca felsefe dersine ilgi duydu ve felsefe okumaya karar verdi. Gaziantep lisesinden 1950 yılında mezun oldu. Aynı yılın başlarında iken içindeki gizli aşkı anlattığı “Mona Roza” şiiri büyük ilgi gördü ve ikinci şiiri “Rüzgâr” Hisar (Şubat 1951) dergisinde çıktı.
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah! Senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
Üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. İmkânlar elverdiği ölçüde eğitimine devam etmek için tercih etmesi gereken yatılı olan tek bölüm Siyasal Bilgiler Fakültesi idi. Üniversite sınavlarına hazırlanırken bir yandan da kazanamama ihtimalini de göz önüne alarak her ihtimale karşı felsefe bölümüne kayıt yaptırdı. Sınav sonuçlarını beklerken, Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmak üzere yanına gitti. Ortaokul ve lise yıllarında Büyük Doğu’nun tutkulu bir okuyucusuydu ve Kısakürek ile tanıştıktan sonra ise bir daha hiç ayrılmadı. 1950’li yıllarda Büyük Doğu’nun sanat edebiyat sayfalarını yönetti. Sınav sonuçları açıklanınca Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanmıştı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine başladı ve 1955 yılında Maliye bölümünden mezun oldu. Mezun olduktan sonra farklı görevlerde bulundu. İlk şiir kitabı Körfez 1959’da yayımlandı. 1960 baharında bir siyaset, düşünce ve edebiyat dergisi olarak nitelediği Diriliş’i çıkarmaya başladı. Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü, Diriliş Muştusu, Yitik Cennet gibi birçok esere imza atmıştır.
“Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakâr balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerim
Koy verip telli pullu saçlarını rüzgâra
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
“Tanrım dokun bana; kendi aşkına dokun”
Şiir tüm insanların kaynağıdır. Şiiri bir araç olarak kullanır ve düşünce sistemini oluşturan temel dinamik İslam’dır. “Varlığın temel kaynağı, varoluş sebebi, dünya görüşü ve metafizik bir sistem” olarak dini anlamış ve bu şekilde anlatmaya çalışmıştır. Din duygusunu ve inancın özünü Sezai Karakoç’un şiirinden çıkarırsanız geriye bir ceset kalır. Şiirleri aynı zamanda toplumsal içeriklidir. Gerekli gördüğü yerden yine toplumu ve insanları, iğneler, eleştirir ve onlara doğruyu gösterir.
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Şiirlerindeki derinlikle herkes kendi içinde bir şeyler bulur. Şiirleri kimi için özlemin, kimi için ayrılığın, kimi için vuslatın kimi için ruhundaki dirilişin sesidir. Karakoç’un şiir için yaptığı başka bir yorum şöyledir: “Bütün sanatlar onun ateşini çalmış, böylece her sanata şiir yayılmıştır. Bunun içindir ki musiki parçasında şiir, resimde şiir, mimaride şiir, sinemada şiir aranır. Şiir başka sanatlar için kullanılmamalı” der. Karakoç için tarih, genelde İslâm uygarlığı, özelde ise Osmanlı tarihidir. Diriltmek istediği de bu uygarlıktır. İslam dünyasının yenilgi ile çıkmış olduğu savaşlardan sonra yeniden dirilişini amaç edindi. Bu amaçla yazı hayatı boyunca diriliş kavramı çevresinde bir bilinç uyandırmak için çalıştı. Başta şiir, siyaset ve düşünce olmak üzere, dünya Müslümanlarının uyanışına eserleriyle emek verdi.
İnsan, Allah’a inancını yenilemeli, tazelemelidir.
Bir alışkanlık gibi değil.
Bir töre gibi bile değil.
Bir mirastır bu ama, bir miras gibi de değil.
Sanki, ilk ve son insan kendisiymiş gibi,
Allah’a inancını tazelemelidir insan.
(Ruhun Dirilişi)
Sezai Karakoç sadece şiirin değil şairlerinde önemine, toplum üzerindeki etkilere de vurgu yapmıştır. Karakoç’a göre şair, “Toplum Önderidir.” Şairler toplumların önlerinde durmaları gerekir ve yol gösterici olmalıdırlar.
Karakoç; geleneği, tarihi, inancı birleştirerek insanlık için unutulmayacak eserler kaleme almıştır. Dünya sürgünü dediği yaşamı boyunca arkasından dirilen nice ruhlar O’nu unutamayacak.
“Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

