SENA KAHRAMAN

Pencere önü çiçeğini bilir misiniz?

Seyreder penceresinden dünyayı sessiz sessiz.

Durgun görünüşüne bakıp da zannetmeyin bilinçsiz,

En azından değil derin uçurumlarda mesnetsiz.

Düşlüyor az ötesinde açtığı ırmakları,

Hissediyor yapraklarına değen o serin damlaları,

İrkiliyor aniden, meğer sızan göz pınarları.

Sonra farkediyor donuk ve bir o kadar soğuk kaldırımları.

Belli ki istemiyor kendisini yok etmek istercesine kalıplaştırılmış o kasvetli taşları,

İstiyor ki çiseleyiversin yağmur ve sarsın tüm benliğini toprağın müthiş rayihası.

Yine bir seher vakti arıyor gözleri tatlı esen rüzgarları.

Kornaların ve kalabalığın kulak tırmalayan uğultusuyla aniden bölünüyor hayalleri ve kalıyor yerinde öylece kaskatı.

Acıtıyor gözlerini şehrin biçimsiz, sevimsiz ve tuhaf ışıkları.

Diyor mahzun bir vaziyette:

Neden, Neden her yeri sarmış ki bu beton yığınları?

Ne yapayım olsa da hepsi bilmem kimlerin sarayı?

Neden caddelerde yankılanıyor sessizliğin o acı sayhası?

Neye yarar ki şehrin işe yaramaz ışıkları?

Aydınlatır mı sence o ruhsuz kalabalıkları?

Nereye kayboldu meltem de geriye kaldı kasırgası?

Hani nerede az ötesinde durduğu ırmakların tatlı sedası?

Ne oldu çiseleyen yağmura da taşırdı tüm deryaları?

Kim perde çekti de semalara kaldı geriye karartısı?

Hayır Hayır!

Dedi ve çaktı bir kibrit, çabukça yaktı bir gaz lambası.

Batan Güneş’in doğuşu yakındır dedi ve dağılıverdi tüm kaygısı…


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin