ADEM YAĞMUR (Bişnev Dergi Yaz 2021)

Ölü bir denizin mezar taşıyım şimdi. Sahilinde ıslanıyor ayaklarım, gözlerim ufukta batan güneşe dalmış. Batmakla veda etmek arasında kalıyorum. Güneşten kendimi alamıyorum ama o gidiyor, ben kalıyorum. Ölüdeniz’in sakin dalgaları arasında gelgitlerimi yaşıyorum, günahlarım ve ondan azade düşlerim… Gelmek ve gitmek arasındaki ve’yi yaşıyoruz. Ne kadar da kısa oysa, sadece iki harf. Bütün sermayemiz olan tek hece… Bütün bir ömür, anlatmanın hafifliğini ama yaşayamamanın ağırlığını ruhunda hissede hissede kaybolup giden kısa bir aralık… Korkular ve ümitler, belki de ümitlerin gerçekleşememe korkusu bütün bu yaşananlar. Hiçbir şeyin sana kalmadığı ama her şeye sahip olduğunu zannetmenin korkusu olsa gerek. Olasılıklara bağlanıyor insan sanki. Yaşamak, bir dikili taşa meftun olduğunu anlamadan sürüp giden hayali bir serüven. Arkamda kimse yok, önümde hadsiz bir deniz, hazırlıksız bir yolcuyum şimdi. Her şeyi görmeme rağmen, karanlık kapkaranlık bir dünya gibi, arıyorum ama hiçbir şey bulamıyorum, belki bir sandal belki bir kürek ama nafile. Ayaklarıma dokunan her dalga beni denize çağırıyor, “gel, gel artık.” diyor. Bir adım atsam belki yanacağım belki boğulacağım belki, belki… Denizin sahibini arıyorum yok mu bir yolu diyorum? Yürüsem geçsem ya da kendimi bıraksam dalgalara. “Korkma!” diyor, “Üzülme! ben sana kırılmadım, darılmadım da, beni bul.” diyor. Duyduğum seslere önce şaşırırsam da neden sonra bu sesler beni teselli ediyor, rahatlıyorum. Mahcup bir tebessüm var yüzümde şimdi. Kimse kalmasa da arkamda, yanımda sen varsın diyorum ve buna inanıyorum. Ölüdeniz gözlerimin önünde ışıltılı bir şehir gibi canlanıyor ve oradan hoşsohbet sesler yükseliyor gökyüzüne doğru, artık korkmuyorum. Biraz önce kıyamet sonrası toplanma alanı gibi soğuk ve korkutucu gelen deniz şimdi serin ve selameti bir vuslat meydanı haline geliyor.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin