MERYEM BİNİCİ
Pimi çekilmiş bir bomba gibi elimde patlıyor elime aldığım tüm çiçekler. Kız kaçıranlar gibi ışıldıyor önce, sonra bir mumun dışa vurmadan salt kendi içinde yanması gibi eriyor anlamı olan her şeyin anlamı. Sonra şaşırıp kalıyorum kendi hayretimde: Nasıl olur da cümleler noktadan sonra başlar? Oysa bütün cümleler noktalarla sonlanır. Ben ise cümlelerimi son noktadan sonra başlatma çabasındayım hep. Ya da sözü bitmiş noktaların ardına cümle sıkıştırmaya çalışmak benim işim.
Bomba diyordum aslında bir de çiçek. Her çiçek bir bombaya gebe gibi hem de pimi çekilmiş bir bomba. Oysa hiçbir bombanın içinde bir çiçeğin varlığından söz edemem sana.
Ne ara bu kadar barut bulaştı ipekten kalplere? Bu ise benim bilebileceğim bir şey değil. Halbuki ateş olmadan yanmaz hiçbir barut, suç ateşte mi? Bunu da bilmiyorum. Ama benim de bildiğim bir şeyler var. Mesela, bir yaptıklarının bir de yapamadıklarının yükünü taşırmış sırtında insan, biliyorum. Bir hamal bile taşıyamayacağı yükü sırtına almazken, karıncavari bir edayla boyundan ağır yüke soyunmak niye? Neler var daha böyle aksi, böyle müsvedde.
Bir zamanlar sevgi pıtırcıkları dolanırdı insan denilen varlıkların yanı başında. Bir zamanlar efsaneler konuşurdu benimle ve “Sevgiler su sızdırmaz!” diye sayıklardı ara ara. Meğer çocuklar büyüdükçe, genişlermiş kalpten sevgi eleyen eleğin odacıkları.
Ne çok sonra anlamışım efsaneleri yazan kalemler de yalanmış.
Ne çok sonra anlamışım en canlı çiçekler de solarmış zamanla.
Ve anlıyorum ki en acısı, yapay çiçeklerin solduğu görülmez asla.
Ve solan çiçekler yerini ağır taşlara bırakır yavaş yavaş.
Kaldırdığı her taşın altından bir nedametin mektubunu toplayan ellerin ahı sarsıyor belki penceremi gözetleyen koca dağları.
Artık bir güne sığmıyor yirmi dört saat, veyahut yirmi dört saate sığamıyor bir gün.
Nasıl olur da biri kısa biri uzun, iki çubuğun turlamasına bağlı bir sisteme sığdırılır her şey koca bir ömür? Bilmiyorum.
Ne kadar acı olsa da bazı gerçekler değişmeyecek hiç, biliyorum.
Ve insan, bir yaptıklarının bir de yapamadıklarının pişmanlığını taşırmış içinde. Bunu geç.
Bardağın dolu tarafına bakıyorum o da boşalmış bu aralar.
Bunu da geç,
Her şeyi bırak, benim derdim kendimle…
