NAFİA ANKÖZ
“Hasbihal sözler ile olursa gel evlat iki kelam edelim!”
“Sözler dehlizde kalırsa sükut emrolunur derdin üstat! Şimdi hasbihal edelim dersin. Nedir hikmeti?”
“Sözlerin dehlizde kalmasından ne anladığına bağlı.”
“Sığ olana söz gerekir, derin olana sükut emanettir.”
“Ne olursan ol durgun su olma, kir tutar. İşitmedin mi?”
“Durgun sular derin olur demiştin üstat.”
“Akan su kir tutmaz, işleyen demir pas tutmaz. Sözün özü ziyan olmaz evlat. Söz anlayana, özü sükuta.”
“Söz anlayana sükut anlayana dersiniz de, Hakikat karşısında ya sözlerim dehlizde kalırsa üstat?”
“Yüreğinden gelen Hakikat ise Hakk’ tan gelendir.”
“Değilse?”
“Hakk’ bildiklerindir.”
“Söz anlayana sükut anlayana ise ben sözün ve sükutun ehlini mi bulmalıyım?”
“Beşer gözüyle bakarsan bulamazsın, Âdem gözüyle bakarsan bulursun!”
“Anlamadım.”
“Beşer hatalıdır evlat. Kusurlarıyla vardır. Sen de beşersin ben de beşerim. Kusurluyuz. Kusurlu ehil olur mu dersin?”
“Âdem gözüyle nasıl bakacağım?”
“Âdem gözüyle görmek için görünenin ardındaki gizli sırlar gerekir. Görünenin ardındakileri anlarsan Âdemin topraktan olduğunu anlarsın. Özünün toprak olduğunu, rahmet olduğunu, bağrına bastığını sarıp sarmalayacağını anlarsın. Kusurlu olsak da cihat edenleri anlarsın. Hataların olduğunu ama bir tevbe ile paklanabileceğini, özü toprak olan insanın kusurlarının da hoş görülebileceğini anlarsın. Sen de toprağı örnek alırsın.”
“Herkes âdem midir üstat?”
“Herkes diye bakarsan âdem olamazsın evlat!”
“Âdem ve beşer kimdir?”
“Beşer insanoğludur. Hatalarıyla, kusurlarıyla, pişmanlıkları ve gözyaşlarıyla insanoğludur.”
“Âdem kimdir?”
“Kul.”
“Nerede?”
“Kaçtı.
Gördü göreceğini, anladı anlayacağını kaçtı.
Önce umut etti, incindi. Umut etti, korktu ve kaçtı.
Öylece kaçtı.”
“Kimden?”
“Kendinden…
Düşünmekten…
Umut etmekten…
İncinmekten..
Beşerden…”
“Peki beşer hep yaralar mı?”
“Her beşer yaralamaz evlat, âdem korkar ve kaçar. Beşerin özünde yaraların olduğunu unutup kaçar.”
“Âdemin özü topraksa niye kaçar, bağrına basmaz?”
“Düşünmekten korkar.”
“Neden?”
“Düşününce umut eder.”
“Umut kötü bir şey mi?”
“Bilakis. İyi olacağına inanıp yolda kalmaktan korkar.”
“Beşer hatalarla beşer ise âdem de âdem olmalı değil mi?”
“Anlaşılmaz beşer inmedikçe gönlüne, anlatamaz derdini âdem, değmedikçe yüreğine.
Beşer dedik…
Hataları kılıflarla bezeyenlere benzedik.
Beşer dedik gönüllerde yeşeremedik.
Beşer şaşar değil de insan yürekte gizlidir diyemedik.
Âdem dedik..
Kelâmın hakikatini kırılmış gönüllerde gizledik.
Söz ehline sükut ehline dedik, kelâmı da sükut ile süsledik.”
“Âdem gözüyle bakıp sözün ve sükûtun ehlini bulabilmem için benim âdem olmam mı gerekir?”
“Her beşerin özü âdemdir evlat! Sen âdem olursan, her beşerin aslının âdem olduğunu ve aslında âdem olmaktan kaçtıklarını göreceksin.”
“Anlıyorum üstadım. Ben beşerim. Can yakarım, hata yaparım. Tevbelerimle Rahim olan bir Rabbim var. Özüm âdem çünkü kulum. Sözün ve sükutun ehli olabilmem için pişmem ve yanmam gerekecek. Hakk’ bildiklerimin doğruluğundan emin olabilmek için âdem gözüyle bakıp beşer gözüyle anlamam gerekecek. Vesselam…”

