YAREN MEKTUPLARI – 18 VE VAKİT YAKLAŞIYOR!

İBRAHİM ŞAHİN

“Yola dalar gözlerim/yolda yolcu gözlerim/ yolcum yaren mektubu/nefes gibi özlerim…”
Sevgili yârenim, nasıl mutlu etti beni bu dizelerin bilemezsin. Yoluna bakılan, gözlenen ve özlenen olmak çok sıra dışı bir duygu, minnettarım sana…
Nasılsın görüşmeyeli, sıhhat ve afiyettesindir inşallah.
Hayat ile aran nasıl can dostum?
Barışık mısın kavgalı mı bilemiyorum ama seni merak ediyorum biliyor musun?
İnsan sevdikleri tarafından merak edilmeyi de özlermiş, var olduğunun hissedilmesi ve var olduğunu hissetmek değer katıyormuş hayata bunu daha iyi anlamaya başladım zamanla.
İyi ki varsın sevgili yârenim ve her halinle hep ol hayatımın bir yerinde olur mu?
Çünkü seninle muhabbet edebilmek, sana bir şeyler yazabilmek duygusu ve sancısı bile hayatın kaprislerini çekilir kılmaya yetiyor anlıyor musun beni?
Kimi zaman bir ağaç altında güneş ışınlarının yapraklar arsından sıyrılarak yüzüne yaydığı tebessüme titreşimleriyle alkış tuttuklarını seyrederken.
Kimi zaman bir kır çeşmesinin şırıltıları ile tutturmuş olduğu yanık bir hasret türküsünü dinlerken.
Kimi zaman bir dağ basında saçlarını yele verirken hissediyorum seni yanımda.
Kimi zaman bir bardak demli çayın buhurları arasında doyumsuz bir muhabbet sofrasında yârenlik ederken.
Kimi zaman ise bir yol üzerinde revan olduğumuz ufuk yürüyüşünde yan yana, can cana sefer halinde…
Biliyor musun sevgili yârenim; İnsan ve hayat, hayat ve menzil, menzil ve güzergah, güzergah ve yol, yol ve yolculuk, yolculuk ve yol arkadaşı birbiriyle anlam ve değer kazanan birer olmazsa olmazıdır hayatın.
Yolsuz yolcu da, yolcusuz yol da çetin bir yokluğun, fakirliğin kahredici cenderesinde can çekişiyorlar demektir.
Yol yolcusuyla anlam kazanır, gelişir, mutlu olur, gönenir lisanı haliyle, yolcu da yoluyla anlam ve tarif bulur hayat akışı içerisindeki “Seyr-ü sefer”i esnasında.
Yol ve yolculuk, insan ve hayat birbirleriyle özdeş iki kavram…
Her birimiz ucu ötelere uzanan bir yolun yolcusuyuz. O değişmez yolun havasını solumaktayız durmaksızın.
İnsanın bu güzergâhta ki yolculuğu bir koşuyu andırmaktadır sevgili dostum; biteviye devam eden çılgın bir koşu…
İnsanların birçoğu bu yolculuğu esnasında farklı hız ve yönlere gizemli bir savruluşla savrulmaktadırlar; çoğunlukla kendisinin dahi iş işten geçtikten sonra farkına varabildiği, çoğu zaman güç yetirebilmekte acze düştüğü bir çetin savruluşla.
Farkında bile olamamaktadır nasıl bir savruluşla savruluyor olduğunun.
Cazip ve efsunlu gelmekte ve o savruluş esnasında ki baş döndürücü hız haz vermektedir, huzur vermektedir belki de.
Koskoca bir huzursuzluğun rahmi olan, kanı delirten, delikanlı savruluşlar bir huzur kapısı gibi görünmektedir çoğu zaman.
Geçen zaman kâr bilinmektedir, zaman harcamak, vakit geçirmek, ömrü ziyan etmek zaman tarafından harcanıyor olduğumuzun farkına varamadığımızdan olsa gerek marifet sayılmakta ve sanılmaktadır bu aşamalarda…
Kendisiyle, özüyle birlikte savrulan insan kendisi olmaktan çıkmakta, kendisinden uzaklaşmaktadır. Kendisine yaklaşabildiği ölçüde kendisini tanıyabilme şansını yakalayabilecek olan insan kendisine bu imkânı tanımayı çok görmektedir.
İnsan bu savruluşu esnasında büyük hayaller kurmakta ve ulaşabildiği küçük sonuçlar onu mutlu etmeye yetmemektedir.
Hep bir hırs kuşatmaktadır, hep bir doyumsuzluktur, hep bir heves savrulmasıdır içine düştüğümüz.
Arz feryat etmektedir, sema feryat etmekte, sessiz bir çığlık kaplamaktadır bütün bir kâinâtı; hissedebilecek yüreğe henüz sahip olabilenlerin duyabileceği bir sessiz çığlıktır bu…
Batağa düşmektedir hayaller; hayaller kirlenmektedir önce, sonra hayatlar kirlenmektedir. Bataklara insanlar düşmekte, insanların payına batak düşmektedir.
Çoraklaşmış yürekler kuraklaşmış mevsimlere göz kırpmakta, kuraklaşmış mevsimler rahmetsiz zamanlara ayarlamaktadır bütün renklerini. Her şey O’nun boyası olmaktan çıkmakta, O’nun vurduğu renkler soldurulmakta, insanlığın rengi solmaktadır.
Amansız bir batağa oynamaktadır insan soyu; bir batak refleksi içerisinde kendisine yansıyan tüm ışıkları yutmakta, yok etmektedir. Işıktan rahatsız olmakta kimileri, ışığa sırt dönmekte, ışıksız kalmakta ve ışıksız bırakmaktadır nicelerini.
Bütün bu çalkantılara rağmen zaman durmaksızın akmakta, insanın kendisiyle başlayacak olan amansız yüzleşmesinin mekânı ve zamanı ile olan mesafe gittikçe daralmaktadır…
Ve vakit yaklaşıyor sevgili yârenim!
Biz câzibeli ve efsunkar bir hayat ile oynaş halindeyken yaklaşıyor yaklaşmakta olan.
Ötelere doğru uzayıp giden bu yolun sona yakın belli bir durağında yürüyüş ahenk ve disiplinlerine göre bir ayrılışa, ayrıştırılmaya tabi tutulmaktadır yolcular; ya sözün “eyvah” olduğu azap yurdudur artık istikamet, ya da sözün “selam” olduğu nimet yurdu.
Yol ve yolcu; birbirine ihtiyaç hissetme hususunda kan ve damar gibi, nefes ve can gibidirler. Çünkü tutulan yol kadar yola koyulan yolcu da değiştirmektedir sonun rengini.
Yolcular vardır; tutkun olarak düşmüştür yola, her adımda özlem yeşertmektedir yüreğinde; menzile bir an önce vasıl olabilmek için. Ve düştüğü yol iz olur, şehrah olur vasıl eder yolcusunu menzillerin en güzeline.
Yolcular vardır; her adımında bir tükeniş, her yönelişinde bir yok oluşa taşımaktadır kendisini düşmüş olduğu yol bütün efsununa rağmen. Ve şuhtur, cilvekâr’dır revan olduğu yol, güzellik maskesi ile gizlemiştir bin bir çeşit tuzaklarını ve zillet kaynayan yüzünü. Her adımda kendisini yol edinenleri eriştirir sonuçların en reziline.
Yolcular ve yollar; birbirlerinden ayrı kalamazlar. Yolcusuz yol nasıl garip’se, yolsuz kalmış yolcu da öylesine gariptir. Yolların istikameti nasıl önemliyse, vasıtaların markası ve kalitesi de o kadar önemlidir. Ya yolcuların yolculuk bilgi ve bilinci?!…
Unutulmamalıdır ki sevgili yârenim; “Pusulasız gemiye hiçbir rüzgârın fayda sağlayamayacağı gibi” bilinçsiz yolcuların hedeflerine ulaşmaları da müşküldür…
Kuralsız yollarsa tehlikelerle dolu yollardır. Tehlikelerle dolu yollarda kuralsız yolculuk yapmaya kalkışmak en hafif bir ifade ile intihar girişimi olarak tanımlanabilir.
Hayat yolu da kuralsız bir yol değildir can dostum. Bu yolda kuralsız ve ilkesiz bir yolculuğu göze almak akıl karı bir tercih değildir. Böyle bir tercih sahibinin varıp dayanacağı son nokta “Eyvah” tır Allah korusun.
Sevgili yârenim yarım asırdan çok çok fazla olan ömrüm bana öğretti ki; Hayat yolu; rasgele, hesapsız, pusat sız, doludizgin; nereye bastığını bilmeden yürünebilecek bir yol ise hiç değildir. Her an tetikte ve teyakkuz halinde bulunulması gereken bir yoldur bu yol çünkü yolun her menzili insanlar için baş döndürücü ve amansız sürprizlerle doludur.
Bu yol her anı hesap üzere, her anı hedeflenen çizgiye aşk ve tutku üzere, her anı bu yolun sahibince kılavuz olarak önerilen zatın emir ve direktiflerine kulak vermek üzere kurulan bir yol. Bu yol üzerindeki yürüyüş ve duruş ahlakına, yaşayış biçimine dikkat kesilmek üzere kurulmuş bir yol. Böylesi bir duyarlılık ile yürünmesi halinde sonunun esenlik ve selam olduğu bir yoldur.
Bu yol nereden gelip nereye gittiğini bilmeden, karşılaşılması muhtemel halleri hesap etmeden, sonuçta kendisini nasıl bir akıbetin bekliyor olduğunu düşünmeden, arzuların ve sınır tanımaz, taşkın duyguların tutsaklığında fütursuzca yürünebilecek bir yol da değildir. Böylesi fütursuz bir yolculuğun sonunda yolcunun varacağı yer pişmanlık vadisinin elim atmosferidir.
Bu yol her zaman ve öncelikle kendi öz nefsine “Bu gidiş nereye?” sorusunu sormadan, bütün düşünce, inanç, tavır, amel ve adımlarını muhasebe etmeden, şuursuzca yürünebilecek bir yol asla değildir.
Yolcu olmak kader, yolunu bulmak zaruret, yola koyulmak kaçınılmaz, yolunda olmak isabetli tercih, yolun kurallarına uymak da akıbetini düşünebilecek “Akl-ı Selim”e sahip olmakla mümkündür. Çünkü her nefes ile bir adım daha yaklaşıyoruz kaçınılmaz sona ve bizi o sona taşıyan vakit yaklaşıyor.
Ve vakit yaklaşıyor sevgili yârenim! Bir nefes sonrası için de mümkün o vakit ile karşı karşıya gelmek, bu bilinci kuşanarak halleşmeliyiz hayat ile.
Biliyor musun sevgili yârenim; Sevmek merak etmektir, sevmek üzerine titremek, kol kanat germektir, sevmek ayağına taş değmesine bile razı olmamaktır. Ya tenine ateş dokunmasına razı olmak! Allah korusun.
Seni seviyorum can dostum. Ve bu sevginin ateşleri gülistan eyleyebileceğine de yürekten inanıyorum. Haydi, gel birbirimizi ateşe taşıyan bedbahtlar değil güle, gülistana, güzellikler ülkesine taşıyan yârenler olabilmek için ebediyete kadar sürecek bir yürek yolculuğuna birlikte koyulalım
Ve hiç unutmayalım ki sevgili yârenim; Her nesnenin yaratılış mayasında bir hayat enerjisi ve estetiği olarak sevgi vardır. Var oluş ekseninden kaymayan sahih sevgi ise her şeyin üstesinden gelmeye muktedirdir inşallah…
Bir sonraki dost namemizde yeniden buluşabilmek umut ve duasıyla. Yârenin. 12-8-2022


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin