SENANUR DENİZ

KONUK: İsmini vermek istemeyen, Doğu Türkistanlı bir kardeşimiz.

Tek kelimeyle Doğu Türkistan’da Müslüman olmak ne demektir, desem ne dersin?


Doğu Türkistan’da Müslüman olmak aslında Müslümanlığı tam anlamıyla yaşayamamak demektir. Müslüman olup da erkek için camiye gidememektir, beş vakit namazını kılamamak demektir. Kadınlar için istediği kıyafeti giyememek, başörtüsü takamamak, açık olmak zorunda kalmaktır.
Kısacası inançlarını istediği şekilde yaşayamamak demektir.

Türkiye’ye gelmeden önce yaşadıklarını anlatman mümkün mü? Mümkün değil, biliyorum. Bizim de yaşadıklarınızı anlamamız mümkün değil ama en azından bir pencere açabilir misin?


Türkiye’ye gelmeden önce benim de normal bir hayatım vardı. Yani şöyle Çin’in, Doğu Türkistan’a yaptığı zulüm hep vardı ama şu anki kadar ileri boyutta değildi. Benim Türkiye’ye geldiğim zaman 2014 yılıydı. Öncesinde sadece okullarda ateist olarak bizi yetiştiriyorlardı ve okullarda namaz kılmak, oruç tutmak yasaktı. Herhangi bir devletle ilgisi olmayan halk, namaz kılıp başörtüsü takabiliyordu. Ben 2014’te buraya geldim. 2015’te geri döndüm. 2015’te de yine bir tık yaşanabiliyordu orada ama 2016’dan sonra, yeni başkanın gelmesiyle birlikte çok katı yaptırımlar uygulamalar yapılmaya başlandı. İnsan haklarımız tamamıyla çiğnendi. 2016’dan sonra aslında bu sert politikalar daha da artmaya başladı.

Peki Türkiye’yi gelmeden önce hiç duymuş muydun? “Nasıl bir yer, nerede bu ülke?” diye aklında bir şeyler var mıydı?


Türkiye’ye gelmeden önce tabi ki duymuştum. Biz zaten Türkiye ile kardeş bir millet olduğumuzu biliyorduk. Burayı hep özlemle anıyorduk. Gelmek istiyorduk. Türkiye’nin ürünleri de orada çok seviliyordu. Mesela ben küçüklüğümden beri hep Ülker çikolatalarını yiyerek büyüdüm. Mesela diğer ürünler, kıyafetler, takılar, diziler çok izleniyordu. Türkiye’nin baya etkisi var orada. Biz Türkiye’yi çok seviyorduk. O yüzden Türkiye’ye gelmekte bu düşüncelerimiz etkili olmuştu.

Türkiye’ye geldikten sonra yaşadıklarını bir nebze olsun atlatabildin mi? Güvende olduğunu hissedebildin mi?


Dediğim gibi, olaylar ben Türkiye’ye geldikten sonra başladığı için orada yaşananları sadece buradan duyuyor olmak beni çok zorladı. Ailemle hala iletişimimin olmaması, onları ne zaman arasam polisin eve gidip, onları sorguya alması çok zor oldu. Hala da zor, onlarla iletişim kuramıyorum çünkü ne zaman kurmaya çalışsam hep eve polis gidiyor. Hatta geçen sene benim numarama Malezya hattından bir polis, WhatsApp’tan bana onlarla iş birliği yapmamı teklif eden bir mesaj attı. Hatta evime gidip telefonla beni evimden arayıp, ablamlarla, abimlerle görüştürdü beni. Yani bu demek oluyor ki, “Ben senin evindeyim, istediğim zaman bunlara ulaşabilirim. Benimle işbirliği yapmazsan, bunlara istediğimi yapabilirim” mesajını vermekti ve ben çok korktum o yüzden ilk başta erteleyebildiğim kadar erteledim, oyaladım onları ama en son olmayınca numaramı değiştirdim. Bundan dolayı yaşananları hala atlatamıyorum.

Buraya nasıl geldin? Yani gelirken karşılaştığın zorluklardan, olaylardan bahsedebilir misin?


Buraya öğrenci vizesiyle geldim. Türkiye Bursları’nın başlattığı bir burs vardı. Başvurdum ve kabul edildim. 2014 yılında yaptırımlar bu kadar kötü değildi ve bana pasaport çıktı. Şu an orada Uygurlara pasaport verilmiyor ama bana öğrenci vizesi olarak verilmişti o zaman. Gelirken çok zorlanmadım çünkü her şey hukuka uygundu. Vize verilmiş ve Pekin’den çok yasal bir şekilde öğrenci olarak Türkiye’ye gelmiştim. O yüzden Türkiye’ye gelirken bir zorluk yaşamadım. Zorlukların çoğu aslında 2016’dan sonra başladı.

Peki şunu merak ediyorum, Çin neden böyle bir uygulamaya tabi tutuyor sizi? Soru değişecek biraz sanırım. Komünist yönetim ateist, dinsiz insanı isterken; Müslüman olanı neden hastalıklı insan diye tabir ediyor ve onu iyileştirmeye çalışıyor?


Yani şöyle Çin ateist bir ülke, komünist, dini görüşü herhangi bir şekilde yok. Bizi neden öyle görüyorlar? Şimdi biz Uygurlar ilk önce Müslümanız, Müslüman olduğumuz için dinimizi yaşamaya çalışıyoruz ve bu onları çok rahatsız ediyor çünkü biz onlardan olmadığımız için, onlar gibi dinsiz olmadığımız için, onlar gibi domuz eti yemediğimiz için bu onları rahatsız ediyor. Onlara göre, onların toprağında onlarla aynı olmamak, ayrıştırmak, ayrı olmak demektir. Bizim ayrı olmamızı istemiyorlar. En çok korktukları şey, bizim toprağımızdan mahrum kalmak. 1950’li yıllarda Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinden beri Çin hep bu korkuyu yaşıyor, ne zaman kaybederim diye. Çünkü biz hiçbir zaman onlara boyun eğmedik, onları içimize almadık, kabullenmedik. Zor da olsa beraber yaşamak zorunda da kalsak manevi olarak onları hiçbir zaman kabul etmedik ve hala Doğu Türkistan’ı ayrı bir özerk bölge diyorlar onlar ama biz ayrı bir ülke olarak görüyoruz. Onların en çok korktuğu şey, zaten toprak bütünlüğünü kaybetmek. Onlara benzemediğimiz için bizi büyük bir tehdit olarak görüyorlar ve dünyada maalesef ki teröristlerin davranışları, giyim kuşamları ne bileyim, daha çok müslümanlar terörist olarak gösterildiği için bizi terörist olarak görüyorlar. Toprak bütünlüğümüze tehdit oluyor diye bize bu uygulamaları yapıyorlar. “Müslümanlar teröristtir. Müslümanlar onların toprak bütünlüğüne tehdittir. Müslümanlar onların düşmanıdır.” Bir de şöyle bir şey var, coğrafi olarak Doğu Türkistan’ın konumu çok önemli. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri çok fazla. Çin’in %70 petrol ve doğalgaz ihtiyacı karşılanıyor bu bölgeden. Bu kıymetli madenleri de kaybetmek istemediklerinden, bizi yok etmenin ya da asimile etmenin uğraşındalar.

Ailelerin durumu, kampların işlenişi hakkında biraz bilgi verebilir misin?


Benim ailemden ben Türkiye’ye geldikten sonra ben Türkiye’ye geldim diye abim ve ablam toplama kamplarına girdi. İki-iki buçuk yıl kaldılar bu kampta. Zaten benim Türkiye’de olduğumu bildikleri için ve benim ailemi bildikleri için hep takip ediliyordu ailem. Ben birkaç defa onlarla iletişime geçmeye çalıştığımda, eve gidip sorguya tuttular onları. Niye iletişim kuruyorsunuz? Kardeşiniz Türkiye’de ne yapıyor? Hangi örgütlere katılıyor? Orada bizim bütünlüğümüze aykırı bir şey yapıyor mu? Gibi sorguya tabi tuttular. Daha sonra toplama kamplarına aldılar onları çünkü ben burada olduğumdan, bir şekilde gizlice mesajlaşarak, onların beynine terörizmi sokacağımı düşünüyorlar. Zaten toplama kamplarına alınanların hepsi ya müslümanlık görüşü güçlü olan ya da milli duygusu güçlü olan insanları tehdit gördükleri için kamplara alıyorlar. Bu kamplara alınanların türlü türlü işkencelere maruz kaldıklarını biliyoruz. Eğitim adı altında komünist marşı, Çin marşı, milli ulusal marşını ezberleme, Çince öğretme ve Çince öğrenemeyenlere çeşitli yaptırımlar uygulanıyor.

Ailenle en son ne zaman konuştun? Nasıl olduklarını biliyor musun?


Yıllarca dediğim gibi iletişim kurmadım. En son geçen yıl, az önceki soruda bahsettiğim gibi, beni Malezyalı hattan arayan polisin, eve gidip evden beni aramasından sonra hem onları engelledim hem numaramı değiştirdim. Ondan sonra bizimkilerden kimseyi arayıp soramadım çünkü beni yine bulacaklar yine ailemi rahatsız edecekler diye. En son işte geçen Mayıs-Haziran gibiydi. Tam bir yıl olmuş hesaplayınca. O zaman iletişimim oldu, ondan önce de çok fazla iletişimimiz yoktu. Yılda bir defa veya iki defa sadece sağlımız yerinde mi diye bilgi alabiliyorduk.

Ben açıkçası bu kamplarda yapılanları Nazi dönemindeki soykırıma benzetiyorum. Hatta “Kelebek ve Keman” kitabında Adele’nin Auschwitz-Birkenau Ölüm Kampındaki yaşadıklarını anlatan kitapta Adele, Nazileri öven marşlar söylemeye zorlanıyordu. Doğu Türkistan’da da çalışma kamplarında aynı şekilde Komünist Çin Hükümetini öven marşlar söylemeye zorlanan insanlar olduğunu duyduğumda, üzülmüştüm açıkçası.Tarih tekerrürden ibarettir. Ne kadar bu olayda Nazi ve Çin ulus olarak farklı olsa da yapılan soykırım, aynı kapıya çıkıyor. Bir haksızlık, zulüm var ortada. Saf, masum insanların ölüme itilişi var. Dünya sessiz, oysa Yahudi soykırımı ise dilden dile anlatılıyor. Dünyaya söylemek istediğin birşey var mı? İnsanlara, insanlığa ses olsan ne dersin güzel insan?


Evet, doğru. Nazi kamplarında yapılanın aynısını, hatta daha fazlası Çin’in eğitim kamplarında yapılıyor. Dünyaya şunu söylemek isterim: Sadece maddi çıkarlarını düşünerek davranmasınlar. Türkiye’de bunun içinde. Burada Türkiye’yi eleştirmek değil amacım ama Türkiye’de Çin’den birçok ticari mal aldığı için, ticari borçları olduğu için, bizim adımıza çok ses çıkartamadıklarını biliyorum. Bütün dünya bu şekilde. Çin’e çok bağlılar. Aslında yine bunu yapan dünya çünkü Çin kendi isteyerek böyle olamazdı. Bütün dünya orada işçilik ucuz diye üretimlerini, teknolojilerini oraya verince onlar da bu imkanları kullanarak şu an dünyanın başına çıktı. Dediğim gibi sadece maddi çıkarlarını düşünerek sessiz kalmamaları lazım. Çünkü orada yaşayan milyonlarca insan, insan haklarını yaşayamıyor. Soykırıma maruz kalıyor. İster Müslüman olsun, ister Hristiyan, ister dinsiz olsun, buna insanlık olarak bakmaları gerekiyor. Dünyada herkese eşit hak veriliyorsa herkesin eşit olması, ölüm ve yaşam hakkının olması gerekiyor. Dünya bunu henüz idrak edebilmiş değil. Şu an Filistin’de yaşananları hepimiz biliyoruz. Ancak Doğu Türkistan’da olanı çoğu kişi bilmiyor. Doğu Türkistan ses getiremiyor çünkü Çin İsrail’den daha güçlü olduğu için ve medya yasağı da olduğundan ayrıca hiçbir ülkenin medyası kullanılmıyor orada. Ne facebook ne wattsaptan ne instagram, twitter, youtube hiçbir şey yok orada. Onlar işte bu kadar komünist, bu kadar kızıl dışarıdan hiçbir şey istemiyorlar. Sadece kendi ürettikleri şeyleri kullanıyorlar. Medya yasağı olduğu için de kimse orada olanları bilemiyor. Kendilerini dünyaya anlatamıyorlar. Dünya da bunu bilmiyor.
Dünyaya demek isteğim, gözlerini biraz açmaları, ellerini vicdanlarına koymalarını istiyorum.

Ellerini vicdanlarına koysunlar


“DOĞU TÜRKİSTAN’DA MÜSLÜMAN OLMAK” için bir cevap

  1. KÜBRA ÖZOĞUL Avatar

    Ne güzel ifade etmişsiniz Mazlumun ahı eninde sonunda çıkarrabbim yar ve yardımcıları olsun inşallah

    Liked by 2 people

Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin