MAHMUT CİHAT
Bugün, kayda değer bir şey yok.
Çayımız deminden, gönlümüz gamından eksik kalmasın bize yeter. Hem gamsız insan mı olurmuş? Gamsız insan damsız eve benzer. Ne güven ne de sıcaklık hissiyatı verir. Bakalım, halen hayatın raylarında sapasağlam seyrediyoruz, çok şükür.
Şükür demişken, şükrün yeri belli her daim ama nedense o her geldiğinde ziyan arka kapıdan kaçıveriyor. Kaçarken yalnız da değil, hep aşırdığı bir şeyler var. Genellikle küçük kaybettiğimiz için demirbaş listesi haricindekiler açıkçası pek de umurumuzda değil. Ziyanın değeri kaybettiklerimiz nispetince. O sebepten ziyanın arkasından koşturmaya lüzum görmüyoruz. Kanaate gelince o artık bizden biri. Epeydir misafirimiz, her sabah aynı tabaktaki zeytinlere çatal sallar olduk, kendimizden ayrı tutmuyoruz. Şükürle de ahbap oldular desem yeridir.
Bu ikisini unutup, dalgınlığa kanıp boşladığımızda isyanla muhatap oluyoruz o zaman. İsyanın da bir albenisi var tabii ama ona uyduğumuz andan ayılana kadarki süre zarfında film kopukluğu yaşıyoruz. Gözlerimizi açtığımızda film kaldığı yerden devam ediyor ama tek bir farkla isyanın yerini musibet almış olarak. İşte o an musibetin bize öyle bir bakışı oluyor ki sanırsın alacaklı alacağını almaya gelmiş. Gözlerimiz kaybolan isyanı arıyor ama çoktan bizi musibetin önüne atıp, yalnızlığımıza terk etmiş. Sonra, her zamanki gibi pişmanlıktan medet umuyoruz, hatalarımızın avukatlığını yapsın diye. Ama nafile… Galiba kafası başka şeylerle meşgul hep aynı şekilde savunuyor bizi. Cümle tekrarından bir türlü kurtaramıyoruz onu. Pişmanlığın ısrarlı ancak bizce yeterli olmayan savunmasından sonra herhalde diyoruz bize nezaret yolu görünüyor. Ama pişmanlığın masumiyetinden midir nedir bilinmez hatasız olduğumuza inanıyorlar. Özünde kötü insanlar olmadığımıza emin bir olarak salıveriyorlar bizi.
Atmosfer değişikliğinden olacak, gözlerimiz güneşi biraz yabancılıkla karşılıyor. Kollarımız istemsizce yanlara açılıveriyor, ciğerlerimize alabildiğince hayat dolduruyoruz. O sırada bizi karşılamaya umut geliyor. Umut aslında öteden beri bizimleydi ama pek odasından çıkmazdı. Pek görünmeyi sevmez. Kimseyle arası kötü de değil aslında. Ama genelde göz önünde bulunmaktan pek haz etmez. Hep vardır, biliriz ama hatırımıza pek gelmez. Ama yeri geldiğinde kendini hatırlatmaktan geri durmaz öyle bir mizaca sahip.
Derken umutla beraber evin yolunu tutuyoruz. Varlığı bize güç veriyor sanki. Kendimize çekidüzen vereceğimiz ve bir daha isyanın tuzağına düşmeyeceğimiz konusunda kendi kendimize söz verirken buluyoruz kendimizi. Dönüş yolunda güzel günlerin hayalini kuruyoruz. Umutla yürürken zaman çok çabuk geçiyor, farkına varamıyoruz. Bir bakmışız ki evdeyiz. Kapı açılıyor, içeri giriyoruz ve umut her zamanki gibi odasına çekiliyor. Geçen olaylardan sonra aklımıza hiç gelmeyen şükür ve kanaatin yanında yeni biri daha var. Konuşurlarken duyuyoruz, sabır diye hitap ediyorlar. Anlaşılan o ki ona da alışmamız gerekiyor.
