KÜBRA ÖZTUNÇ
‘’Dedi; Rabbim yüreğime genişlik ver.’’ Ta ha 25
Ne haşmetli, ne denli derin, insana yüreğinin varlığını hissettiren bir sesleniş… Yürek genişliği, bir inşirahın hayat bulması sadırlarda ne büyük mucize. İnsan çoğu zaman gönül topraklarında bir baharı bekler. Gelen bu baharda bir çiçek olup boy vermeyi, misk kokuları saçmayı ister etrafına. Debelenip durur kendini bundan alıkoyan her şeyden kaçmak hevesiyle. İşte tam da bunun adıdır SABIR.
Sabır, cennetten bir parça olması ile meşhurdur. Öyle ki bulunduğu her yeri cennet bahçesine çeviriverir. En zor zamanlarda yetişir ademoğlunun imdadına en karanlık gecede doğuverir bir göz aydınlığı edasıyla. Ruhumuz sanki bizden kopup kendi ücrasına çekilmek istediğinde elinden tutar ve her zaman bir umudun olduğunu fısıldar usulca. Sabır bizi büyütür, tüm olanların ve olmayanların farkına vardırır, şükretmeyi öğretir, yaşamı sevdirir, güzel yarınları muştular. Sahi biz en güzel sabrı kadim büyüklerden öğrenmedik mi? Enbiya ve evliyalar bize nice uzak yollardan haber etmediler mi? Kalplerimize dokunup biz yaşadık… Zulmün de acının da imtihanın da en şiddetlisini tecrübe ettik. Fakat bildik hepsinden üstün bir güç var ki; Rabbimizin rahmeti. “Biz bu rahmet kapılarını sabırla açtık bu rızaya sabırla eriştik buhran ile değil” diye haykırırken onlar, bizler bir an gözlerimizi kapatıp yüreğimizi yoklayalım, içimize seslenelim.
Hangi seda ile bize karşılık veriyor?
Nuh aleyhisselamı ve inananları, sabır ile yaptıkları gemi kurtardı hırçın sulardan. Yunus aleyhisselam sabrı ile yaşadı balığın karnında. Yakup aleyhisselam sabrıyla ve sabrının getirdiği güzelliklerle bekledi Yusufunu ve sonu apaçık bir vuslat oldu. Yusuf aleyhisselam sabrıyla kuyulardan Mısır sultanlığına uzanan bir hikaye inşa etti. Peki ya en sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) sabrıyla bir ümmet var eyledi. Her türlü engele rağmen yılmadan bıkmadan ümmeti için sabırla yürüdü taşlı yolları… Mükafat olarak Rabbimizin rızası yeter vesselam.
Şimdi ey Ademoğlu sabır çeşmesinden su taşı heybene ki en güzel bahçede en güzel çiçekleri yetiştirebilesin. Mutluluk denen o herkesin arayıp durduğu hazinenin tam yanı başında kendi derinliklerinde olduğunu idrak edebilesin. Dön kendi içine ve şu sözleri lisan-ı hal eyle: “Dünya ferahlık yurdu olsa adı dünya değil cennet olurdu.” Her yaratılan bir imtihana tabi. Sabret ki güzellikler seni ve çevreni bir sarmaşık gibi sımsıkı samimiyetle sarsın. Gönül kapılarımızı sonuna kadar açmamızı ve oraya nakşetmemizi gerektiren bir nasihat hasıl oluyor hafızamda. Rabbimiz, rahmetinin tecellisi ile Ashab-ı Kiram’dan, şafak yıldızlarımızdan olan Süheyb aleyhisselamın vesilesiyle yüreğimize inşirah ferahlığı veriyor ve biz kullarını mutmain eyliyor;
‘’Sabreden de şükreden de cennettedir.’’
