SENANUR DENİZ

Bazı şeyler vardır ki zamanla unutulur. Yaşanılanlara göre iyi veya kötü anı diye belleğimize yazılır. Her anın yaşandığı dakikayla yıllanmışlığı arasında duygu farklılığı muhakkak olur. Kimi daha az duygu ifade etmeye başlarken kimi daha çok şey ifade etmeye başlar vs.. vs.. vs.. diye gidiyormuşum. Geriye sarıyoruz ve bu rüyadan uyanıyoruz. Asıl mesele için güdüleme politikası diyelim buna. Hazırsanız başlıyoruz ve:

-Üç, iki, bir, flaş!


Böyle bir ifadeyle başlar çekimler değil mi? Kameralar bir yandan, mikrofon bir yandan, ışık, reflektör bir yandan. Herkesin gözü üstünde ve yapman gereken roller vardır. Rolünü yaparsın ve biter.
-Kestik!
Çekimler bitti hayırlı olsun kardeşim. Nasılsın iyi misin? Nasıl hissediyorsun?
-Eh işte fena değil.
-Gece ikiden beri çekim yapıyoruz, yoruldum.
-Ay, şu çekimler bitsin Milano’ya gidicem şekerim. Yüzüm, gözüm şişti uykusuzluktan. Çek çek bitmiyor ayol.

Oyuncu rolünü yaptı. Afven, işini yaptı ve bitti. Parasını kazandı. Dizideki rolünü geride bıraktı. Aslî benliğiyle, var olduğu kimliğiyle tatiline gitti. Oyuncumuz tatilde dinleniyor. Dinlenedursun kendileri biz asıl oyuna gelelim. Burada flaşlar yok çünkü bizim flaşlar patlayalı çok oldu.

Oyuncu için oyun, çekim bitince son bulur. Bilir ki oynadığı rol, film ya da dizi için geçerlidir. Gerçek hayatta söz konusu bile değildir bu roller. Az önce dedim ya kendi benliğiyle tatile gitti, çünkü rolü bitti. Hayata döndü. Bulunduğumuz dünyaya. Öz karakterine büründü. Sevdiği şeyleri yapmaya, sevmediklerinden uzak durmaya başladı, işi bittikten sonra! Bir şeyler çağrıştırıyor mu bu yazdıklarım size. Ah! Keşke bir çuvaldız olsam da her insana oynamadan, sadece izleyerek kazandığı bu rollerden uyansa diye batırsam. Tabi hemen eleştirmeyin kendime de batıracağımdan emin olabilirsiniz. Şimdi anlamışsınızdır sabahtan beri allayıp budaklandığım cümlelerin çıkmak istediği kapıyı. İyiydi bence. Aktörden devam edecek değildim. İşimiz var bizim. Geçirecek boş vakit yok! Önceden patlayan flaşların ardından “kestik” daha açık ifadeyle “vakit doldu” sözünü işitmemiz an meselesi.

Biraz tefekkür edin ve devam edin okumaya.

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran, 185)

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 35)

Herbirimiz madem öleceğiz o zaman hayatımızı ölmeden dolu dolu yaşayalım diyoruz değil mi? Sayılı günleri ne kadar kıymetli görüyoruz. Bir daha dönemeyeceğimiz ahiret yolculuğundanda korkuyoruz çünkü istediğimiz, Hakk’ın istediği gibi yaşamıyoruz.

Peki, soruyorum:

Neden gerçek hayatınızda yerine getirmeniz gereken rolleri bırakıp da izlediğiniz birkaç film karakterine bürünmeye çalışıyorsunuz? Sosyal medyada kılığına büründüğünüz kişilik siz misiniz hakikaten? Birbirinin ardında koşan, silahlar patlatan, kendini bulunmaz hint kumaşı sanıp çevresine esip gürleyen, ana-babasına isyan eden, her gün tomarca para harcayacak kadar zengin olan, kafası sıkıldığında dur bir Paris’e gideyim diyen karakter misiniz hakikaten? Dizilerde defalarca vurulmasına rağmen karakterler ölmezken, gerçek hayatta neden vurulan ölüyor peki? Dizideki gibi geleceğini mi sanıyorsunuz, gökten zembille inecek falan diye mi düşünüyorsunuz? Ölüm size gelince içinizdeki çocuğa bir kez olsun selam vermemiş olmaktan korkmuyor musunuz?

Aile kurumumuzu, özendiğimiz birkaç dizi karakteri uğruna hiçe saymak ne kadar makul bilemiyorum. Kişiliğimizi belli kalıplar çerçevesine sokmak da pek makul değil. İlla ki yok ben seviyorum yapmacıklığı, ölüme doğru gittiğim bu yolda rol içinde role bürünmek istiyorum, örnek alacağım o karakteri derseniz. Size bir reçete, aktörün işi bittikten sonra büründüğü gerçekliğini örnek alın. Alalım hep beraber. Önce kendimi düzelteyim sonra siz kendinizi düzeltin olmaz mı? Hep beraber özümüze dönelim. Mutlu olacağımız, barışık olacağımız benliğimize. Her haliyle kusurlarımızı, güzelliklerimizi kabullenelim ve böyle kabul edelim çevremizi, sevdiklerimizi. O zaman eminim ki gerek kalmayacaktır yapay yüzlere, yapay paylaşımlara.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin