AMİNE ARSLAN (Bişnev Dergi 2. Sayı Sonbahar 2021)
Ey can! Ümitsizlik bize yakışmaz, bize gayret yakışır, azim ve çalışkanlık yakışır.
Dinle ey can! Ferahlık, bir huzur esintisi düşsün yüreğine. İnsan hep aynı tablonun karşısında çıldırtan sessizliğin aynı düşüncelerin savaşını verir. Aslında zor değildir yaşamak, masmavi gökyüzünde bakışlarını dinlendirmek zor değildir. İnsan bir kez olsun savaşmayı bırakıp uzlaşmayı denese. Onun için yaratılan bu yedi iklimi güzel dünyada, her şey daha güzel olur. Zümrüdüanka kuşunu duymuşsundur belki. Masallar diyarının kahramanıdır. Ey can sende masalını yaz, kendi masalının kahramanı ol. Başarabilirsin küllerinden yeniden doğabilirsin. Dalından yeni koparttığın bir gül düşün, ne kadar taze, kan kırmızısı, mis kokulu bir gül. Adeta onun güzelliğiyle yeniden doğarsın. Unutma ki o gül de kuru toprağın bağrında canlandı. Tüm dallarını kırdı esen yel, yapraklarını bir bir döktü sonbahar, üzerine zemheri soğuğu yağdı, karlarla örtüldü. Bazen çiğnendi ayakaltında ta ki kıpkırmızı açıncaya dek sabretti. Eğer ki tutunmasaydı toprağa, kuru rüzgâra bırakıverseydi kendini, bugünkü tuttuğun taze gül olabilir miydi? Ey gönlü güzel can! Sen kendini bir kuru rüzgâra bırakma. Anlıyorum hissediyorum seni, yargılamıyorum asla. Bir anne şefkatiyle kucaklıyorum gönül tufanını. Kendini yargılama, kendine sakın kızma. Yaşadığın hiçbir sıkıntı boşuna değil. Seni bir mevsimden başka mevsime taşıyan sıkıntılarına sabretmelisin ki bahar gelmeden gönlünde çiçekler açmaz. Hangi elveda vuslatsız kalmış? Senin vuslatın da yakındır. Karşısında ağladığın aynalar yalan söylüyor sana. Sen güzelsin ey can! Göğün mavisi, karanfilin kırmızısı, papatyanın beyazı kadar güzelsin. Her şey değişir. Ne üzüldüğün dertler kalıcı, ne korktuğun yarınlar. Hepsi geçecek, hayat yaz yağmuru gibi önce tüm hızıyla üzerine bastırıyor. Sonra hiç beklemediğin anda güneş açıyor. Gözlerini aralıyorsun, hayret içerisinde kalıyorsun. Az önce sel gibi yağan yağmurdan tek damla iz yok, kupkuru yerler. Değişecek bu devran, bu nizam değişecek. Hatırla Hz. Yusuf’un kuyudan, saraya olan yolculuğunu. Hz. Süleyman’ın saltanatını hatırla. İbrahim Ethem hazretlerinin sarayı terk edip hak için tüm servetini elinin tersiyle ittiğini hatırla. Bu gelip geçici yalan dünyada kalıcı eserler bırakmalısın. Bu eserler ne mal ne mülk ne de güzellikle olur. Güzel öz ile güzel sözle olur. Hakkın rızası için aldığın nefesle olur. Bu koskoca kâinatın her zerresini düşün binlerce çeşit nimeti, hiçbiri diğerinin benzeri olmayan milyonlarca insanı düşün. İkizlerin dahi parmak izleri farklıdır. Düşüncesi, özü ile farklıdır. Bu muazzam düzen senin için yaratılmış. Sen de kendine kıymet ver artık. Hiç durmaksızın, dinlenmeksizin senin için çalışan bu kâinat boşu boşuna mı yaratıldı ey can? Bu güzellikler senin emrine boşuna mı verildi? Bir düşün tefekkür et. Ne diyor Necip Fazıl: “Seni aramam için beni uzağa attın! Alemi benim, beni kendin için yarattın!” Senin varlığın hiçlik değil! Sen bir yapbozun tam kalbi olan, olmazsa olmaz parçasısın. Ruhunu saran karanlığın dağılması için dünyanı rengârenk hayallerle boyamalısın. “Ayrılık, her ne kadar ümidin belini kırsa, ıztıraplar, cefalar, istekler, emellerin ellerini bağlasa da Allah sevgisi ile mest olan aşığın gönlü ümitsizliğe düşmez. Hak’tan ümidini kesmez, insanlar gayret ettiklerinde muhakkak ki ulaşırlar. Her ne suretle olursa olsun kapalı bir kapıyı himmet ile açarlar.” Demiş Hz. Mevlana. Ey can! Ümitsizlik bize yakışmaz, bize gayret yakışır, azim ve çalışkanlık yakışır. Biz sabır ve güzel ahlak timsali olmalıyız. Bu dünyada gördüğün bu güzellikler, hoşluklar ulu bir deryadan sızıp gelmektedir. Sen cüz olanı bırak da “Külle” doğru yüz çevir. Güzel ahlak sahibi olan insanın yüzü de gönlü de güzelleşir. Kalbi güzel olanın yüzüne nur sirayet eder. Hakkın sevdiği kulu insanlar da sever. Bırak yeis rüzgârlarını, tevekkül pınarında ruhunu aşkla yıka. Kalbini miraca hazırla. Necip Fazıl’ın bir sözü ile noktalamak istiyorum:
“Bir yer var ki, orada sayı üstü endaze; Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedi taze.”
