SENANUR DENİZ

Sevmek ve sevilmeyi istemek insan olarak fıtratımızda bulunan en temel özelliklerimizdendir. Evlilik söz konusu olduğunda sevgi, yemek ve su gibidir. Hatta daha ötesi diyebiliriz. Yemek hayatta kalmak için zaruridir ama fazlası insanı hasta eder. Sevgi de zaruridir ama fazlası hasta etmez aksine şifa kaynağıdır. Efendimiz(s.a.v) diyor ya, “Biriniz Allah için birini seviyorsa, ona sevdiğini söylesin. Sevmek insana huzur verir, sevildiğini bilmek de insanın ruhen iyi olmasını sağlar. Hayata daha pozitif bakar, işlerinin üstesinden daha kolay gelir. Sağlık açısından da güçlü olmasını sağlar.

Zamanla rutinleşen evlilik hayatında eşlerimizin bizi ihmal ettiğinden, eski ilgisini göstermediğinden yakınırız. Halbuki sevgimizi dile getirsek veya küçük bir mektup, not ile sürpriz yapabilsek ilgimizin hala devam ettiğini hissettirmiş oluruz. Bu demektir ki hayatımız yoğun geçse de evliliğimiz rutinleşmiş gibi görünse de ne derseniz işte ona rağmen “ilgim sende, önemlisin benim için” mesajını vermiş oluruz. Efendimiz’in eşi Hz. Aişe annemize “ilk günkü gibi, kördüğüm gibi” dediği hadisini hatırlayın. Sadece küçük bir söz bir insanı mutlu etmeye, o insanın mutluluğu da yuvayı şenlendirmeye yeter.

Unutulmamalıdır ki çiftler ne kadar iyi anlaşıyor olsalar da arada tartışmaların, kırgınlıkların, kızgınlıkların oluştuğu gerçektir. Üstelik bu kavgalar küçük bir sebeple dahi başlayabilir. Yere atılan bir çorap, kaybolan bir eşya, zamanında hazır olmayan yemek, televizyon izlerken televizyon önünden geçen eş… Bu sıralamayı uzatabiliriz. Sebep küçüktür ama sonucu yıkıcıdır. Hiçbir evlilik güllük gülistanlık değildir. İmtihan dünyasındayız, eksiklik her zaman olabilir. Ancak burada önemli olan, çiftlerin birbirini emanet görüp, anlayışla yaklaşmasıdır. Küçük sebebin ardında yatan gerçek problemi çözümlemek gerekir. Burada da iletişim devreye girer. Doğru ifadelerle, empatik yaklaşımla konuşmak gerekir. Şu da var ki her doğru, her yerde söylenmez. Büyüklerimiz “Usul, esasa mukaddemdir.” derler. Esas doğru olsa da uslup yanlışsa, konuşmanın bir manası yoktur. Mesela işten geç gelen eşimize “Neredesin bunca saattir! ” demek yerine “Merak ettim seni, bir şey oldu sandım. ” demek daha doğrudur. Böylelikle eşimiz beni merak ediyor, beni önemsiyor diyecektir. İşte usul var gönle ulaşır, usul var gönlü daraltır. Evlenirken eşimizin gönlünü emanet alırız. O emanete doğru yaklaşırsak, yuvamız huzur bulur çiçek açar. Bin düşünüp, bir konuşmazsak ve o biri de doğru ifade etmezsek, pireler deve olmaya devam eder.


Nerede denk geldiğimi hatırlamıyorum ama şöyle bir hikaye vardı. Bilenler aydınlatsın bizi, aklımda kaldığı kadarıyla paylaşayım. Evlilik hayatı boyunca hiç tartışmayan bir çifte arkadaşları “nasıl oldu da bunca zamandır en ufak bir tartışma bile yaşamadınız?” diye soruyorlar. Arkadaş da diyor ki “çok kolay, eve gittiğimde eşim kapıyı açarken yazmasını başının üstünde bağlanmışsa anlıyorum ki o gün sinirli, ona çok yaklaşmıyorum. Ben eve gittiğimde kapıyı açarken fesimin kenarı çevriliyse, eşim o gün bana yaklaşmıyor. Anlıyor ki sinirliyim. Böylelikle tartışmamış oluyoruz.”


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin