AYŞENUR ÖZDEN (Bişnev Dergi Yaz 2021)

Hakkında birçok olumlu ve olumsuz eleştirinin olduğu, kimilerince gereksiz abartıldığı düşünülen ve kimilerince de yeterince idrak edilememiş olarak anılan bu film, Kapadokya bölgesinde bir otel işleten Aydın karakteri üzerinden anlatılmaktadır. Kurgu ve oyunculukları es geçip bu yazıda sadece bir izleyici gözünden filmi anlatmak istiyorum.

Aydın, Kapadokya’da babasından kalan otelde kız kardeşi Necla ve karısı Nihal ile birlikte yaşamaktadır. Bu üç karakterde de ortak olarak gözlemlediğim, üçünün de egoist insanlar olmasıydı. Üçü de kendilerini tatmin etme amacıyla buldukları uğraşlarda oyalanıp bir yandan birbirlerine değmeden yaşamaya çabalıyorken, diğer yandan birbirlerini iğnelemeleri ve aşağılamalarıyla boğuşuyorlar. Karşılıklı top atmalarla devam eden bu kavga Necla’nın, geceleri yazı yazmakla meşgul olan abisi Aydın’ın odasına gidip abisinin yazılarını eleştirmesiyle ateşleniyor. Necla’ya göre Aydın, yazılarında herkes tarafından kabul görme ve beğenilme gayretinde olan bir yazar ve bunu tiksintiyle anlatıyor. Söylenilenlere karşı tam anlamıyla gıcık olan Aydın karakteri, okları Necla’ya çevirip kendisinin en azından bir şeyler yaptığını ve kardeşi Necla’nın bundan bile aciz olduğunu söyleyip iğneleri bu kez de ona batırıyor. Burada kimilerince bir bahane, kimilerince gerçek bir eylem olarak görülen Necla şu sözlerle devam eder:

“Kafasında daha fazla fikir barındıran biri, diğerlerinden daha eylemci sayılır. Hiçbir şey yapmasa bile.”

Filmdeki karakterlerin duyguları ve ruh halleri o denli güzel aktarılmış ki kimi zaman duygudaş olduğunuz karakterlerde kendinizi görüyorsunuz. Bu yüze vuruş, filmin daha da içine girmenize sebebiyet veriyor. Karakterlerde gözlemlenen mimiklerde yaşantımızda pek çok kez rastladığımız gurur, kibir ve aşağılamayı ayakuçlarınıza kadar hissediyorsunuz.

Ahlak ve vicdandan çok kez bahseden filmde bütün erdemleri barındırıyor olmanın verdiği küstahlık çok iyi analiz edilmiş ve aktarılmış. Aydın ve karısı Nihal arasında geçen bir diyalogta Aydın, karısının onu neden sevmediğini sorar ve çok etkilendiğim şu cevabı alır:

“Aslında iyi öğrenim görmüş, dürüst, hak gözeten, adil bir insansın. Yani genel olarak böyle olduğu söylenebilir, buna diyecek bir şey yok. Ancak yeri geldiğinde bu erdemlerinle insanı boğan, ezen, küçük düşüren, aşağılayan bir hava taşıyorsun. Bu dürüst düşünme tarzınla bütün dünyadan nefret ediyor gibisin. İnananlardan nefret ediyorsun çünkü inanmak sana göre az gelişmişlik, kara cahillik belirtisi. Öte yandan herhangi bir inanç, bir ideal taşımıyorlar diye inanmayanlardan da nefret ediyorsun. Yaşlıları, geri kalmışlıkları, tutuculukları, özgür düşünemedikleri için; gençleri ise özgür düşünceleri yüzünden, geleneklerden kopuk oldukları için beğenmiyorsun. Halkın ülkenin çıkarlarının en önde olması gerektiğini söyler durursun. Ama her karşına çıkandan, hırsızmış, soyguncuymuş gibi kuşkulandığın için halktan da nefret ediyorsun. Nefret etmediğin insan yok neredeyse. Yalnız bir kez olsun durumunu gerçekten güçleştirebilecek bir davayı savunduğunu, kendine bir fayda sağlamayacak duygular beslediğini görebilmeyi ne çok isterdim. Ama bu mümkün değil.”

Bu vurucu cümlelerin üzerine Aydın,

“Karşımızdakini olduğu gibi görmeyip onu tanrılaştırmak; sonra da sanki böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak. Bana biraz haksızlık etmiyor musun?” der.

Aydın karakterine öyle bir yerden bakış açısı verilmiş ki düşünmeden, kafa yormadan atlatamıyor insan. Film boyunca süregelen tartışmalar zihin açıcı olmakla beraber o anlarda karakterlerin kendilerini düşürdükleri halleri görünce gülmeden edilmiyor. Filmde detaylar çok fazla olduğundan hepsine yer vermek elbette mümkün değil. Genel bir kanı olarak filmde hiçbir şey olmuyormuş gibi sanılsa da aslında Aydın karakterinin filmin başında ve sonunda aynı kalmadığı görülmektedir. Filmin son sahnelerinde Aydın’ın aslında hiç haz etmediği ve karısı Nihal’den kıskandığı Levent öğretmenle geçen tartışma yer almaktadır. Öğretmen olan Levent, evlilik sırasının ablasında olmasından ve maaşının yarısını ailesine gönderdiğinden henüz evlenememiş ve Aydın’ın karısı Nihal ile birlikte köy okullarına yardım topladığı söylenilen biridir. Tartışmada Levent’in zenginlik imaları Aydın’ı rahatsız etmiş olması üzerine Aydın, yine ahlak ve vicdan üzerinden Levent’e yüklenmiştir. Bunun üzerine tartışmayı kapatıp oradan ayrılmak isteyen Levent Shakspeare’den şu dizeyi söyler:

“Vicdan, güçlüleri korkutmak için düşünülmüş, korkakların kullandığı sözcükten başka bir şey değildir.”

Ve elini masaya vurur,

“Bizim vicdanımız, güçlü kollarımız; kılıçlarsa yasalarımızdır.”

Aydın ise Voltaire’den şu sözlerle kapanışı yapar:

“Aldanmak yaptığımız her işte şaşmaz yazgısı hepimizin. Her sabah parlak işler tasarlar, gün boyu budalalık ederim.”


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin