MAHMUT CİHAT

Yok arkadaş yok! İlle de melankoli, ille de melankoli… Mutlu olanlar yazmakla uğraşmaz ki zaten. Çünkü yazacağı şeyleri dibine kadar yaşamış, sıyırmış hatta o hafif krom tadını da almışlardır. Yazmak isteyen birinin illaki bir yerlerinin acıması, hadi acımıyorsa da kaşınması gerekir. O sebepten, yazanlar bilir ki; kaşıntı da ilhamdandır. Kaşıya kaşıya acıtacak, kanatacaksın… Yine o sebeptendir ki kan da ilhamdandır.

Her yazanın bir mağarası vardır. Bir ateşe ya da gaz lambasının ahenkle dans eden ışığına ihtiyaç duymadığı; yalnız kaldığı değil yalnızlaştığı bir mağara… Yalnızlığın kollarına atıldığı, yalnızlıkla hemhâl olduğu bir yer. Hayattan soyutlaştığı, düşündüğü ve biraz da kaşındığı bir mağarası vardır. Yatıya misafir kabul etmediği, gelenlerin de pek fazla misafir olmadığı, olsalar dahi çay kahve servisi olmadığından pek memnun kalmayacağı bir mağaradır burası. Herkesin davetiyesi hiç beklenmedik bir anda basılır, kendilerine ulaşmadan daha ayaklarına esir olurlar. Geçerler yazanın aklından… Misafirhaneler pek oturaklı değildir zira her yer her yerdedir. Çünkü; “Bilinmez, yolların getirdiği; görünmez diyarlardan gelenlerin…” Her gelenin bir izi, çoğu kuytuda bir gizi vardır mağara duvarlarında.

Her gün aynı sabaha uyanmaz onlar. Yazılarının ana teması olan melankoliden bağımsız düşünülemeyeceklermiş gibi sahte hayalleri, yorgun aynalarda seyretmekten de bıkmazlar. Her gün bu bedbahtlıkla şafağı söken bu insanların zihinleri hasat mevsimine başlamış patates tarlası gibidir. Evet yanlış duymadınız, patates tarlası. Nasıl ki patates hasat edilirken toprağın altında hala tohumluk patatesler kalır. Hah, işte öyle. Bitmek tükenmek bilmeyen bir döngüdür bu esasında. Her fikrin bıraktığı kalıntılardan yeni tomurcuklar filizlenir.

Yazanların kaldıramadığı çok şey vardır. En nihayetinde onlar da insandır. Kaldı ki koca koca taşlar bile çatlar. O sebepten insanların arasında gizleri en çok yazanlar sızdırır. Dillenmeyen her söz kalemlerinden mürekkep olur akar. Derdini mürekkep bilip hayata kazıyan yazanların kaleminden hayat fışkırır.

Peki ya yazmasa n’olur? Varlık ve hiçlik arasında mütemadiyen devam eden hengamede tercümanı olmayan bir kitap gibi kalakalır öylece. O sebepten yazanın derdidir her satır, kalem de yoldaşı. Refikinden süzülen her kelamdaki kederiyse başkalarına tercümandır. Unutmadan, yazanlara selam olsun dedik ama şimdi bu yazıdan nasibi olan okuyucuları da bir kenara atmak olmaz, sizlere de selam olsun, baş tacısınız…


“SELAMIM YAZANLARA” için 2 cevap

  1. Ayşenur Özden Avatar

    Meseleyi çok güzel betimlemişsiniz. Kaleminizden sızanlarla tercüman olduk. Sağ olun.

    Liked by 2 people

    1. Mahmut Cihat Avatar

      Takdirinize layık olabildiysek ne mutlu, siz de sağ olun…

      Liked by 2 people

Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin