NUMAN KARABUDAK (Bişnev Dergi Yaz 2021)
Sırtüstü seyrediyorum zihnimdeki karanlığı. Aklım ve gönlümde bir aydınlık doğurtacak doğurganlık bulunur mu? diye bekleşip duruyorum. Beklemek, düşüncenin sizi bir noktadan alıp bir başka noktaya doğru getirdiği yerde, bir hasıla elde etmek isteyişinizin somutlaşmış halidir, diyebilirim. Önce karanlık gördüğünüz şeyin ardından bakan göz, kimin? Sonra baktığınız karanlık nedir? Kaynağı biliniyor ise, eğer geriden bakan gözü tanıyorsanız, sonra baktığınız karanlığı ısırıyorsa gözünüz bir yerlerden, işiniz yoluna koyuluyor demektir. Öyle hemen sevinmeyin. Daha yeni başlıyorsunuz, bilin isterim.
Dikenli yolları puslu ve karanlık havalarda yürümek istemez çoğu insan. Ya yolu bilmez, yordam bilmekse işe yaramaz o an. Yahut yordam bilirse de yol bilmez, bu sebepten yine tam bir sükut-u hayale uğrar. İşte gördünüz ya, gözü bilmek, karanlığı tanımak yetmedi. Yol bilmek, yordamsız, müspet bir netice vermedi. Yordam bilmek, yolu bilmeksizin hedefe götürmedi. Götüremez de. Olmayan bir şeye varılamaz. Geçerek puslu, karanlık ve dikenli yolları, bir hedefe doğru yol almak için önce insanın kendi gerçekliğini idrak ederek iç yolunu keşfetmesi gerekir. İçe doğru yol veren, henüz daha girişte farklı bir dünyaya doğru adım attığınızı ayırt ettirecek kadar soylu ve bizatihi bir yol verme olmalıdır bu. Çünkü biliriz ki kendinde olmayan insan, başka oluşları mümkün kılamaz. İnsanın kendine doğru yol alışı, diğer tüm yolların ne olacağını ve değerini de belirleyecek olan en temel başlangıç noktasıdır. Nereye gitsek, nereye baksak yahut nereye kaçırsak, nereye saklasak ve görmezlikten gelmek adına her ne yaparsak yapalım, kendi benimizin ilahi kaynaktan kopup gelen varoluşsal çığlıklarına kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. Ancak bir kimse sağırlığı, yani akıl etmemek suretiyle hakikate sırt çevirmeyi irade ediyorsa, aklının ve gönlünün birleşerek “İşte sahih olan budur.” dediği şeylere karşı körlüğü tercih ediyorsa, bindiği dalı kesiyor demektir. Böyle bir durumda insan, zamanla içinden gelen o ilahi sese karşı iradi bir sağırlık ve körlük eseri olan rahmetten uzaklaş(tırıl)ma ile müstahakkını buluyor. Kendinin “zalimi, haini, cahili” oluveriyor. Ancak böyle bastırabilir içindeki hakikatin sesini. Ancak böyle kaçırabilir kendini, kaçırmak denirse buna. Sonu acı bir şuur haline dönüşen, kazananı olmayan bir kendinle savaş.
Rahmet yüklü anların son dilimindeyiz. Çocukluk zamanlarımızda tul-i emellerden arınık, hiçbir dünya telaşının olmadığı, hesap-kitap nedir, bilmediğimiz yaşlarda özlemle beklerdik bayram sabahlarını. Duru ruhumuz, saf benliğimiz bizleri olması gerektiği gibi kılardı, yapmacıklık henüz yabancıydı hepimize. Ne zaman ki bilmediğimiz şeylerin ardına taktık ömrümüzü, o zaman saflığından taviz verdik çocukluğumuzun. Ve bir daha asla öyle saf olamayacağımızı bilerek ya da gafil bir haldeyken kaybettik en kıymetli yanımızı. Şimdi yol bilsen, yordam bilsen ne ki? Giden gelmeyecek geri ve zaman ilmek ilmek işlerken akrep ve yelkovanla hatıraların izlerini, ömür her bir an ile törpülenirken tane tane, hayat dediğimiz hakikat tüm çıplaklığıyla vuruyorken yüzümüze kirimizi, bütün diğer şeylerin ne önemi var ki?
Ümitsiz olmak yaraşmaz Müminlere. Hiçbir karanlık, Hakk’ın nuruyla aydınlanmaya niyet etmiş bir kalbi ebediyen mahsur bırakamaz koyuluğunda. Hiçbir acı, eskimek bilmez sevinçlere talip olanları yıldıramaz. Hiçbir zorluk, tek zorluğu ölüm olan bir yolun taliplerini geri çeviremez yüce gayelerinden. Ve yeni bir dünyanın eşiğinde iken insanlık, oturup “göz nerede, yol nerede, yordam nedir?” diye soracak değildir inananlar. Kendi varlığını bulmak için bir kez olsun “İlahi Buyruk” ile tanış olmak yetecektir onlara. Sabırla, gayret ve sevgiyle aranan her sorunun cevabı, ilahi bir şefkatle malum olacaktır sormasını bilenlere.
Sırtüstü uzanıyorum. Bu vakitler üzerime bir ağırlık çöküyor. Uyumamak için yazıyorum. Sadra şifa olur mu, bilmem. Ancak hissedersen eğer, sana sesleniyorum. Ardımızda koşup duran atlı, zaman diyorum, geçiyor. Her yeni eskiyor. Her başlayan bitiyor. Her yaşayan ölüyor. Ölecek. Öleceğiz. Ya müjdemizi alacağız yahut tarifsiz üzüleceğiz… Sığınıyoruz engin rahmetine Rahman olanın. Şimdi ölümün kardeşine doğru yola çıkıyorum. Kendine iyi bak. Selam ile.
