..01:23..
Renk körü gülüşler,
ikindi sanrısı salınırken boynunda, tavasında ciğerini döndürenlerin göz yaşlarıyla ıslanmıyordu umutsuzluk.
Canı burnunda, burnu göz kapaklarından sakındırdıklarına batarken,
şatafatlı bir çekimserlikle biriken acılar toplanmışken olur olmaz yerlere,
sabah tan yerinde serilen gözlerinde şimdi gece karanlığının siyahı çekiliyor, el pençe divan duran çaresizliklerle.
Duvar dibine sinmeseydi belki yüzünde güleç kasları da kendini gösterecekti ama,
sinmekle silinmek arası yol kavşağında, otobüs durağına sabitledi kendini.
Yüce dağların, önünde eğildiği yüklerini, elinin tersiyle iterken kenara,
halay başı edasıyla saçıyordu yalancı mutluluğu köşe bucak, kendinden uzak.
Herkes hoştu,
kendinden geçmeleri biriktirirken içinin karanlıklarında.
İşte o karanlıklar konuşmaya başlayınca, dağda yıkılacaktı, yaslanılan duvar da.
Ne gülücük kalacaktı tarla da ekili,
ne bir ağaçta salınacaktı umut..
.
