YAREN MEKTUPLARI – 20 KİRLERDEN ARINDIRAN IRMAK/NAMAZ

İBRAHİM ŞAHİN

Yine içim içime sığmıyor sevgili yârenim, yine yüreğim kıpır kıpır çünkü sana yazmaya başladım şu an. Biliyor musun yârenim, ne zaman sana yazmaya başlasam ya da ne zaman aklıma düşsen, sanki tam karşımda oturmuş benimle muhabbet ediyormuş, beni gerçekten dinliyormuş, önemsiyor, değer veriyormuş, benimle konuşuyormuşsun gibi garip bir heyecan ve huzur kaplıyor içimi. Dost olmak ve dost edinmek, yüreklerin konuşması bu olsa gerek…
Selamların en güzeli ile selam, en içten duygularımla muhabbet ve gönül dolusu dua olsun sana ve nâmütenâhi şükür, bitimsiz minnet, kemâli hürmet olsun yüreğimin sahibine; yüreklerimize muhabbet kapıları açtığı, bizi birbirimize dost kıldığı için sevgili yârenim.
Araya giren bir haftalık süreç gününü gününden hayırlı, huzurlu ve bereketli kılmıştır umarım. Umarım sıhhat, afiyet ve mutluluk sarmalı içerisinde geçmiştir zamanın.
Umarım Rabbin ile olan ilişkinde her geçen anın bir sonraki âna imrenir, o ânın yerinde olmayı özler şekilde gelişmiştir.
Umarım günde beş vakit O’nun huzur, salâh ve felah çağrısına kulak ve gönül verenlerden olmuş, O’nunla samimi, içten ve coşkulu muhabbet ilişkileri geliştirmişsindir kıyamında, rukûunda, secdende.
Sevgili yârenim geçenlerde bir dostumu ziyarete gitmiştim. Bürosuna vardığımda bir başka dost ile oturmuş Cum’a suresini okuyorlardı mealden. Selam verdikten sonra devam etmelerini işaret ederek yavaşça ilişiverdim yanlarına sûre bitene kadar.
Sonra insanların Cum’a günü namaza çağrıldıklarında alışverişi bırakıp Allah’ın zikrine koşması ile ilgili ayetin üzerinde gelişmişti muhabbet ve tabiî ki Cum’a namazına giden insanların birçoğunun beş vakit namaz konusunda neden ilgisiz ve duyarsız oluşları geldi gündeme. Buna sebep olan saikler, nedenler üzerinde gıybet etmeden, ötekileştirmeden, aşağılamadan, halimize şükrederek fikir alışverişinde bulunduk bir süre.
Böylesi insanlarla beni dost kıldığı için Rabbime şükran ve öylesi bir güzelliğe vesile oldukları içinde kardeşlerime teşekkür ederek ayrıldım yanlarından. Ayrıldım ama sevgili yârenim merdivenlerden inerken aklım hâlâ o soruya cevap aramakla meşguldü.
Gerçekten yüzde doksan dokuz gibi kahır ekseriyetinin Müslüman olduğu söylenen bir toplumda beş vakit namaz ibadetine ilgi gösterenlerin sayısı neden bu kadar azdı?!
Namaz tavsiye niteliğinde bir ibadet idiydi de biz mi bilmiyorduk?
Kılsan sevap olur kılmazsan da bir sakıncası yok denebilecek nâfile cinsinden bir şey miydi?
Neden yaşlılar, çâresizler ya da din hizmeti verenler kılarlardı çoğunlukla?
Neden namaz kılan nineler, dedeler, anne ve babalar vs. kendileri gibi nesillerinin de namaz kılanlardan olması için özen ve gayret göstermezler, kanıksamış davranırlardı?
Yoksa kılınan namazlar değeri idrak edilememiş bir takım alışkanlıklar mıydı?
Ve benzeri sorular istila etmişti düşüncelerimi acı bir firen sesiyle kendime gelene kadar.
Korkma, korkma, arabanın beni öpmesine mani oldu Rabbim şoför hanıma ihsan etmiş olduğu dikkat sayesinde. Bereket versin ucuz atlatmıştım ya da takdir edilen zaman gelmemişti daha. Vücut diliyle özür dileyerek karşıya geçiverdim bir anda şaşkın şaşkın.
Bir düşünsene sevgili yârenim; Allah korusun namazsız birisi olabilirdim, ecel gelmiş olabilir ve son nefesimi Rabbimin namaz müjdesinden nasipsiz bir şekilde verebilirdim! Yaşayan her canın başka başka vesileler ile ecelle karşılaşabilmeleri ihtimali her an mümkün olabilecek bir durumdu!…
Sahi neydi namaz sevgili yârenim?
Güzide sahabelerden Ebu Hureyre (Ra)’ın anlattığına göre; Nümûne-i imtisal/insanlık için içlerinden çıkarılmış en güzel örnek, önder, güncel bir tabirle idol olan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimiz bir keresinde etrafında toplanmış bulunan sahabe-i kiram/ arkadaşları ile sohbet ederken “Ne dersiniz, sizden birinizin kapısının önünden bir aksa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” diye sormuş. Onlar da “O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz yâ Rasûlallah” diye cevap verince, Efendimiz (sav) “İşte beş vakit namaz da aynen bunun gibidir; Allah beş vakit namazla kullarının günahlarını silip yok eder.” Buyurmuşlardı…
Bu rivayette Rasûlallah efendimiz(sav) manevî olan kirleri maddi olan kirlere benzetmek suretiyle nasıl ki günde beş kez yıkanmakla kirler arınıyor ise, aynı şekilde kılınan beş vakit namazla da Müslüman manevi kirler olan günahlarından arınacağına dikkat çekiyordu.
Bir düşünsene sevgili dostum; Böylesi bir muştuyu inanan bir insan nasıl görmezden gelebilir, nasıl es geçer ve umarsız davranabilir böyle bir müjde karşısında değil mi ama?!…
“İyi ama sevgili yârenim, öyle namaz kılanlar var ki yalan, gıybet, riya, mâleyani/boş söz/ lakırdı, haram, helal hudutlarını hiçe sayma ve benzeri her türlü olumsuz davranışları sergiliyorlar diğer insanlarla birlikte.” Dediğini duyar gibi oluyorum…
Sana hak vermemek elde değil sevgili dostum. O kadar haklısın ki!…
Biliyor musun sevgili yârenim; Her şey yerli yerince ve gereğince yapıldığında kıymetli ve hürmete layıktır ve namaz ibadeti de gereğince yerine getirildiği takdirde insanı her türlü taşkınlıktan alıkoyar. Bu gerçeği zerre den kurre’ye her şeyin ibdâ ve inşâ edicisi, en güzel şekilde tasvir ve tezyin ederek yaratanı olan yüce kudret Hâık-ı Zülcelâl olan Mevlâmız, insanlık için gönderdiği elçisine “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.” Buyurarak gereğince kılınan namazın insanı kötülüklerden alıkoyacağını öğretmektedir “Göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni” olan en güzel öğreticinin vesilesiyle biz inananlara.
Nedir Namazı gereğince kılmak?!…
Zor bir soru ama bir teşbih ile anlatmaya çalışmak şuurumuza ışık tutacak gibi sanki.
Bit tecrübe sabittir ve bilirim ki; Teşbihler içerdikleri illetlerdeki nüans farklarından dolayı genel olarak hataya açık tanımlamalardır. Buna rağmen idraklere tutukları ayna nedeniyle başvurmaktan geri duramadığımız en değerli argümanlarımızdan birisidir de aynı zamanda.
Bir düşünsene sevgili yârenim; Öyle bir sevdiğin var ki; Merhametiyle, şefkatiyle, muhabbetiyle, adalet ve cömertliğiyle, nezaket, letâfet ve benzeri sayısız güzellikleriyle kalbine taht kurmuş, hayatına anlam ve değer katmış, her aklına düştüğünde “iyi ki varsın” diye mutluluğunu ifâde ettiğin, O olmazsa nefesinin kesileceğini, kalbinin duracağını hissettiğin nâdide bir sevgili…
Her nabız atışı içinde, yanında, duygu ve düşüncelerinde hissettiğin, yüreğini kanatlandıran bu nâdide mâşuk sana günün belli zaman dilimlerinde de ayrıca, özel görüşebilmek için randevu veriyor. O randevuya gelmeni, içtenlikli bir şekilde içini dökmeni, özlemini, hasretini, isteklerini, sıkıntılarını dile getirmeni istiyor senden…
Söyler misin bana sevgili yârenim. Böylesi bir buluşma fırsatını kaçırma ihtimalin yüzde kaçtır ya da hangi akl-ı selim bir insan böylesi bir vuslattan mahrum etmek ister kendisini.

Düşünsene yârenim; Beklenen vakit gelmiş, buluşma gerçekleşmiş, varıp girmişsin o muhabbet atmosferine, sevmene muhabbet duymana rağmen derin bir hürmet duygusuyla da bağlısın O’na. Bu yüzden el pençe divan durumundasın huzurunda.
Öyle bir muhabbet iklimindesin ki; Duygular sırılsıklam etmiştir benliğini. Hissettiklerin karşısında yüreğin ve dilin tek dil olmuş O’nun varlığından dolayı şükredebilmek için çırpınıp durmakta. Engin merhamet ve muhabbetini yâd ediyor ve O’nun sevgisini kazanmanın gelecekte de meydana gelebilecek ve yaşanma ihtimali olan tüm endişe ve ürpertilerini söküp aldığını ifâde ediyorsun O’na.
Yalnız O’na tutkun olduğunu, yalnız O’na kayıtsız şartsız bağlandığını, yalnız O’nun sevgisinin içini serinlettiğini itiraf ediyorsun. Başkalarını yalnız O’nun sev dediği kadar sevdiğini, yalnız O’nun yaklaş dediği kadar yaklaştığını, yalnız O’nun hürmet et dediği kadar hürmete layık gördüğünü, O’na sadâkatinin sonsuz olduğunu, ihanet etmeyi aklının ucundan bile geçiremeyeceğini anlatıyorsun kemâl-i edeb içerisinde dakikalarca.
Lisân-ı hâliyle; “Muhabbet ve teslimiyet ekseninden uzaklaşman, kendini, duruşunu, duygularını, kirletmen halinde senden soğuma” ihtimalinin olduğunu hatırlatıyor sana için ürperiyor. “Boynunu bükerek “Eğer sürçersen, düşersen seni sevgi ve muhabbetinden mahrum etmemesini, bunun elîm bir hicran çölüne düşmekten daha vahim olacağını, bilakis engin merhamet ve sevgisiyle tutup kaldırmasını dilediğini arz ediyorsun O’na.
Seni sevmesine, seni ilgi alanından çıkarmamasına, seni gözetip, kollamasına olan ihtiyacının çok derin olduğunu itiraf ediyorsun. Ancak bu takdirde doğru ve temiz bir hayat sahibi olabileceğini, aksi takdirde nefs ve dürtülerin seni dibi karanlık dalalet çukurlarında debelenen bahtsızlarla aynı kaderi paylaşmayla karşı karşıya bırakacağını, bundan ürperdiğini, yardım ve desteğini esirgememesini diliyorsun…
Öyle kudret ve muhabbet kaynağı bir sevgilinin karşısındasın ki, yüreğin dayanamıyor bu saadete ve dizlerinin üstüne çöküveriyorsun karşısında.
Varlık ve yokluk âlemindeki cümle kelimelerin Âl-i Husn-ini tariften aciz kaldığı varlığının her türlü hürmet ve bağlılığa layık olduğunu, O’nun değer verdiği her türlü yakınlıktaki canlarında selam ve hürmete layık olduklarını ifade ediyorsun kemâl-i edeb içerisinde.
Sonra neler neler geliyor dile ol mâşukun huzurunda. Dakikalarca süren muhabbet akışına doyamadan ama bir sonraki vuslat vaktinin varlığına olan umut ve bitmeyen özlem ile yüreğin dilinde bin bir terennümle mâşukun yüreğine akıp duran muhabbet şûleleriyle ayrılıyorsun huzurdan…

Sevgili yârenim. Rabbimizin iman eden kullarına “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem: 59) buyurarak elim sona dikkat çektiği ve bu âciz, kifayetsiz yüreğin kısır anlatımıyla ifade etmeye çalıştığı bir Salât/Namaz buluşmasının gerçeğini var sen tahayyül et.
Merhâmetin yüce dağı olan Rabbimizin “İman etmiş kullarıma söyle; Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.” (İbrahim: 31) diye uyarıda bulunduğu namazı nefsimiz, eşimiz, neslimiz üzerinde hassasiyetle ikâme ettirmenin gayreti içerisinde olarak “Yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennet ateşinden korumaya” gayret etmeli değil miyiz sence de sevgili yârenim?
Öyle inanıyorum ki sevgili dostum; Allah’ın hangi kulu gerek Allah’ın diğer hudutlarını çiğnemekle gerekse Namaz gibi dinin direği bir ameli yerine getirmemek ve getirtmemekle kendisini, eş ve çocuklarını gözlerinin önünde ateşe savrulacakları bir hayata mahkum etmişse çok yazık etmiştir.
Rabbimiz namaz kılma duyarlılığını kaybeden kayıp nesillerden olmaktan muhafaza buyursun nefsimizi, neslimizi ve cümle Ümmet-i Muhammed(sav)’i inşallah.
Ne dersin sevgili yârenim, önümüzde ki ilk Salât/Namaz vuslat vaktini bu bilgi, duyarlılık ve şuur içerisinde idrak etmeye çalışarak sevgilinin gönlünü hoş etmeye bir yol arayan bahtiyar kullardan olmak için gayret sarf edelim mi birlikte?!… Muhabbetle kal. Yârenin. 26-8-2022


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin